“Neresi olduğunu bilmediğim bir yerim sızlıyor,” der Nermin YıldırımDokunmadan isimli romanında. Eseri okuduktan sonra dimağımda bıraktığı hissiyatı mümkünü yok tarif edemezdim aklımda bu cümle olmasa. “Ne var ki insan ölürken en çok hayallere geç kalıyordu.” Ve bu geç kalmışlığın acısı başka hiçbir şeyle kıyaslanmıyordu.
Mücellâ,
Kendi hayatının kıyısında yaşayan bir kızın yaşam öyküsü… Yaşam dedim değil mi? Belki de nefes alma… Sahi, biz ne kadar yaşayabiliyoruz içinde bulunduğumuz hayatı? Bizi seyirciden ayıran ne? En son kendiniz için ne yaptınız? Kendi mutluluğunuz için hangi kararları aldınız ve hiçbir şeyi düşünmeden uygulayabildiniz? Cevap vermek zor değil mi? El alemi düşünmese hayatındakileri düşünmeden edemiyor insan… “Herkesin suyuna gider, ‘Herkesin gönlü olsun,’ der. Bu yüzden en fazla kendi gönlünden fedakarlık eder.”
Hep yaklaştığımızı sandığımız mutluluk adım adım uzaklaşıyor ve “neredeyse” sözcükleri kalıyor bize. Tıpkı Mücella’da olduğu gibi: “Biliyor musun, neredeyse aşka inanacaktım.” “Neredeyse yaşayacaktım.” Bir söz vardır, Fyodor Dostoyevski’ye atfedilen “Aslında insanı en çok acıtan şey, hayal kırıklıkları değil. Yaşanması mümkünken, yaşayamadığı mutluluklarıdır.” Daha ilkokul yıllarında çeyizi hazırlanıyor Mücella’nın ve onun beklemesi başlıyor. İtiraf etmem gerekirse hayatın kıyısında onun kadar güzel bekleyenini görmedim. Herkese yaslanacak omuz olup kendisini bu kadar güçlü ayakta tutabileni de… Deliyürek’in Kuşçu’su, Gönül Dağı’nın güneşi toplayan adamı en çok da Halit Ziya’nın Ferhunde Kalfa’sı gibi…
Arka planda 1920-1970’li yılların Türkiye’si.
Gaz lambasından elektriğe,
Mahalle çeşmelerindeki, kuyulardaki sudan evlerdeki suya,
Önce radyo ardından televizyona,
Arapça ezandan Türkçe ezana ve ardından yeniden Arapça’ya,
Kahveden neskafeye doğru değişimler oldu
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!