Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bütün kitapları keyifle okuyamazsın sevgili okur, bütün kitaplar mutluluk vermez sana. Biri gelir dağıtır gider, diğeri seni senden alır. En zoru da nedir bilir misin? Seni sana anlatan kitaplar... Kendini gördüğün anda içinde kaybolup gidersin. Bir kuyuya düşmüşsündür artık, Yusuf'un düştüğü kuyudan daha derin bir kuyu. Çıkarabilene aşk olsun!
"Zaman zaman -çoğu zaman- dağıldım, daha da dağıttım ve toparlayamadım. Dolayısıyla size keyifli bir okuma dileyemeyeceğim, bunu başından bilmenizi isterim."
Böyle bir uyarıyla başlıyor eser. Ne olursan ol yine gel, değil, benimle başa çıkabileceksen gel diyor, her yiğidin harcı değilim dercesine. Daha o anda anladım Kafkavari bir duygunun içine düşeceğimi. Nitekim okudukça yanılmadığımı da görmüş oldum. Öyle bir kahraman tanıdım ki üşengeçliğiyle Oblomov'u andırıyordu. Ama Oblomov'u bilirsiniz, yalnızca üşengeç bir kahraman değil, öyle bir ruhsal yapısı vardır ki kendinizden bir parça bulursunuz muhakkak... İsimsiz bir kahraman bu, bir o kadar yalnız, bir o kadar aç. Her eyleminde başka bir yapıtta buldum kendimi... Knut Hamsun'un Açlık kitabı da onlardan biriydi. Öyle ki okuduktan sonra bir süre her lokmamda aklıma gelmişti. Dağılma'nın açlığı da tam olarak öyleydi, bir yudum çaya hasret olup o çayın bir türlü boğazından geçemeyişi... Ne diyordu Nazan Bekiroğlu, "Nasibinde yoksa su bile boğazında kalır insanın," öyle oldu sanki... Elime aldığım çay bardağını usulca bıraktım masaya, Fyodor Dostoyevski görse "Ben bu kadarını yapmadım kahramanlarıma," derdi. Sanki kahramanları kendisi değilmiş gibi!
Ne kadar dağılırsak dağılalım okumak bize iyi geliyor değil mi? Kahramanımızın yegâne tutkusu ise yazmak! "Bir işim bile yoktu, oraya buraya yazılar gönderip geçinmeyi bekliyordum." Burada da Martin Eden düştü işte aklıma... Yaşadıkça yazmak, yazdıklarıyla