Evet, şimdi kendi kitabımın bir incelemesini yapacağım. Elbette ki objektif olmayacak ve zaman zaman methedeceğim ama sanırım ben bir okur olsam yine bu tarz bir inceleme yazardım. Bu arada, kitaba 10 puan vermeme takılmayın, asla 10 puanlık bir eser değil. :)
Dağılma, adı sanı belli olmayan ana karakterin monoton ve bayağı hayatını gözler önüne seriyor ve bunu, yine baş karakterin yaşamı gibi sıradan ve sıkıcı bir şekilde yaparak okurun da canını fena halde sıkıyor.
Başlarken son derece etkili ve çarpıcı bir ön söz karşılar bizi. Bu hem bir ön söz hem de sert bir uyarıdır bir nevi. Yaşanacakların sinyalini verir ve "yol yakınken geri dönün" mesajını verir adeta.
"Zaman zaman -çoğu zaman- dağıldım, daha da dağıttım ve toparlayamadım. Dolayısıyla sizlere keyifli bir okuma dileyemeyeceğim, bunu başından bilmenizi isterim."
Şu ufak girizgah bile içimizi karartmaya yetiyor, karanlığın yüreğine doğru bir yolculuğa çıkacağımızı öğreniyoruz. Ama yazar bu yolculuğa herkesi davet etmiyor, bu iç karartıcı yaşamı, karanlık düşünceleri herkesin kaldırabileceğinden emin değil zira.
Belli belirsiz bir haykırış seziliyor sanki:
"Bu noktadan sonra geri dönüş yok, kitabı bırakacaksanız bunu hemen şimdi yapın!" dercesine bir haykırış...
Ve devam ediyor:
"O kadar dağıldım ki; her bir parçam bir yere sıçradı ve bu parçalar da kendi içlerinde bir daha dağıldılar.
Ama bazen dağılma çok daha kuvvetli bir birleşmenin habercisi olabilir, -ne zaman olacak kim bilir- ama bugün, ama yarın bu birleşme gerçekleşir.
Şunu da unutmayın; bazen dağılmak iyidir, bazı şeylerin dağılması gerektir. "
Bu basit ama çarpıcı kelime çok daha çarpıcı bir hâle geliyor ve son derece merak uyandırmaya başlıyor ve devam ediyor;
"Çoğu zaman dağıldığım oldu. Ama bu başka… Bu başka bir şey, farklı bir dağılma