Zaten, bir felakete sükûn ve itidalde tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir. Kuru ve sabit gözlerin arkdasında nasıl bir ateşin yandığı; yavaşça kalkıp inen göğsün içerisinde nelerin kaynadığı bilinmediği için, insan mütemadi bir ürkeklik ve tereddüt içinde üzülür...
Grange’nin okuduğum ilk kitabı Siyah Kan’a nazaran daha bi klasik polisiye romanlara benzemiş bu kitap. Olay örgüsü, dedektiflik hevesleri, aksiyon sahneleri.. bir çok şey klasik polisiye tarzında. Bunların yanına Grange’nin üstün yazım yeteneği, bilgisi ve tecrübesi de eklenince 680 sayfalık bi an bile sıkmadan elinizden düşüremeyeceğiniz bir kitap ortaya çıkmış.
Kitabın ismine bir tek takılan ben miyim bilmiyorum neden “Sisle Gelen Yolcu” ? Gizemli bi havası olduğu doğrudur ancak 680 sayfalık bir kitaba tek bir olay üzerinden isim verilmesi garip kaçtı açıkcası. “Bavulsuz Yolcu” olsa daha anlamlı olabilirdi bence.
Kitapta ilgi çekici bir çok şeyle karşılaşıyoruz; garip cinayetler, mitoloji, fotoğrafçılık, resim, psikiyatri.. Bunlar kitapta oldukça merak uyandıran unsurlar ve kitabın bütününe yayıldığı için sıkılmadan okunan bir kitap olmuş.
Aslına bakarsanız kitabın son cümlesi olmasa diğer polisiye romanlardan pek bi farkı kalmıyor olurdu bence. Okuduktan sonra “işte final dediğin böyle olur” diye içinden geçiren bir çok okuyucu olduğunu sanıyorum. Grange’nin kitap finallerinde üst düzey olduğuna okuduğum ikinci kitabından sonra ben ikna oldum açıkcası. Nitekim Siyah Kan’da da çarpıcı bir finalle son bulmuştu kitap.
Anlayacağınız okuduğunuz ya da okuyacağınız o yüzlerce sayfa son cümle için gerçekten değecektir. Şimdiden keyifli okumıalar :)
Sisle Gelen YolcuJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 20246bin okunma