"Kader insana çekmesi gereken bir sıkıntı verdiğinde ona katlanmak, günahlarından arınmasını sağlayabilirdi"
Dündar annesinin yattığı hastanede, kendini bu düşünceyle teselli ederken yaşadığı çaresizliği,korkuyu, acıyı, umudu yaşayan biri olarak o kadar iyi anladım ki bitene kadar elimden bırakmadım.
Hastanede başlayan bu yolculuk, Mithat Bey'in gönlüne düşen ilk cemreyle Fransa sokaklarında keyifli bir yolculuga dönüşerek devam ediyor.İste kitapları bu yüzden seviyorum Fransa'da yaşayan akrabalarım olmasına rağmen nasıldır diye bir kez sormamışımdır.Bilemiyorum belki de bir Paris rüyası hikayesi daha kaldıracak tahammülüm kalmadığından olabilir artık *Mont Saint Michel* 'in büyüleyici güzelliği ve Marsila denizcilerinin gürültülü sohpetlerini biliyorum..
Resim yapmak için paristen daha güzel bir şehir olmadığını da..
Bu güzel yolculuk bir ailenin birbirlerinden sakladığı sırlarla devam ediyor ve beklenmedik sürprizler...
Kitabı genel anlamda beğendim. Sade, akıcı, yormayan bir dille yazılmış. İçerisinde aşk dram dostluk aile seyahat var ancak bitmesin istedim. Çok daha uzun bir kitap olabilirdi ve keyifle okurdum..
"La vie est une bonne coincidence"
"Cemile ve arkadaşlarının soluksuz okuyacağınız bu renkli maceralarıyla, fantastik bir dünyanın kapılarını beraber aralamaya var mısınız?
Kitabı elime aldıgımda amacım biraz göz gezdirmekti, elimden bıraktığımda ise her bir satırını okumuş bitirmiş olarak bıraktım...
Kitap, bir arkadaş grubu ve aralarında yaşadığı sorunları; yemyeşil gözlü, rengarenk kanatları olan eşsiz rüya kuşunun da yardımıyla nasil çözüme kavusturduklarını anlatıyor.Acıkcası okurken her hafta yeni bölümlerle yayınlanan bir çizgi film olsa ne iyi olurdu diye geçirdim içimden.
Kızım Elif ve Cemileyi kendine daha yakın bulurken, ben en çok Ali'nin ve Osman'ın hikayesinden etkilendim öyle ki günümüzde birçok insanın hatta daha çok yetişkinlerin ortak sorununun aynı olduğunu düşünüyorum ve evet biz yetişkinler de Ali ve Osman gibi olabiliriz.Çocuk kalbiyle nelerin üstesinden gelebileceğimizin farkına varabilsek, dünya çok daha güzel yaşanılabilir bir hale gelebilir...
Argosuz,akıcı, duru bir Türkçeyle anlatımı beni mutlu etti diyebilirim.Son yıllarda çocuk kitaplarında çok garip,manasız, kaba terimlere rastlıyorum ki bu beni inanılmaz rahatsız ediyor çünkü bizler çocukken güzel Türkçe konuşmayı daha çok kitap okuyarak öğrendik.
"Bir toplum iyiliğe,güzelliğe,şevkate bu kadar mı aç olabilirdi"
Kitabın içinde geçen bu cümle de kalbimin acıdıgını hissettim öyle ki günümüz dünyasının sömürü sistemini tüm çıplaklığıyla ortaya sermiş yazarımız.
Bunun yanında özlem duyduğum otobüs yolculukları, çıkarsız dostluklar, samimi ortamlar şen kahkahalar, dürüst esnaflar, yöneticiler, gerçek sevgi ve artık sıradışı diye nitelendirebilecegimiz dürüst bir Can... keşke sayıları çok olsa da canımıza can olsa dediğimiz bir Can...
Roman tarzından çıkmadan, sosyal mesajlar ve farkındalıklarla yarattığı etkiyle duygudan duyguya sürükleyen kitabın devamı gelmeli diye düşündürdü bana.