Şimdi- biraz evvel olduğu gibi - bir şarkı , az sonra kaldırım taşında kımıldanan bir aydınlık, bir konuşmada geçen tek bir cümle, yolunun üstündeki bir çiçekçi dükkani, bir başkasının gelecek günlere dair bir tasavvuru, bir çalışma kararı, her şey geçmişe ait bir hayalle onu bir sene evveline götürür, orada uyandırırdı.
-Niçin seversin Güntülü?
-Sevginin niçini olmaz ki efendim...Düşünsem belki mâkul bir sebep bulabilirim. Fakat bu hakiki sebep olmaz. Çünkü biz önce severiz. Sonra sevdiğimiz şeylerin güzel taraflarını bulmaya çalışırız. Bu da hodbinliğimizden doğar efendim.
Bunlar herkesin söylediği sözlerdi. Bunları dinlemekten artık usanç gelmişti. Hakikaten şu insanlar pek müz'iç mahlûklardı. Kendi akıllarinin üstünlüğüne inanarak başkasına öğüt vermekten vazgeçmiyorlar fakat kendi gülünçlüklerini, zavallılıklarını da bir türlü idrak edemiyorlardı.