Bir evin nasıl inşa edildiğini hiç gördünüz mü? Ben, burada, Richieri’de çok gördüm Ve şöyle düşündüm:
“Bak şu insanoğluna, gücü neler de yapmaya yetiyor! Dağı oyuyor; oradan taşları çıkarıyor; taşları dört köşe yapıyor; sonra onları üst üste diziyor derken bir de bakıyorsun dağ parçası ev olmuş.”
“Ben bir dağım,” diyor dağ “Ve buradan kıpırdamam.”
Kıpırdamaz mısın canım?Öküzlerin çektiği şu arabalara bir baksana.Seninle, senin taşlarınla dolu hepsi.Seni arabaya yüklemiş götürüyorlar canım! Böyle kalacağını mı sanıyordun? Dağın yarısı iki mil uzaklıktaki ovaya gitti bile.Nereye mi? Şuradaki evlere, görmüyor musun?Biri sarı, biri kırmızı, diğeri de beyaz; iki, üç, dört katlı evler.
Ya kayın ağaçların,cevizlerin ve çamların?
İşte buradalar, benim evimde.Ne güzel işlemişiz onları gördün mü? Bak bakalım, bu sandalyelerde, dolaplarda ve raflarda onları tanıyabilecek misin?
Ey koca dağ! Sen insanoğlundan da büyüksün; sen de kayın ve sen ceviz ağacı ve de çam ağacı ; insanoğlu ise küçük bir hayvancık ama sizde olmayan bir şey var onda.
Hep ayakta durmaktan, yani iki ayağı üzerinde durmaktan yoruluyordu; diğer hayvanlar gibi yere uzanmak da pek rahat değildi ve her bir yanı ağrıyordu zira kürkünü yitirdiği için derisi ee incelmişti.İşte o zaman ağaçları fark etti ve onlardan daha rahat bir şekilde oturabileceği bir şey çıkarabilir miyim diye düşündü.
Sonra çıplak ağacın da rahat olmadığını anladı ve onu yumuşak bir şeylerle doldurdu; kimi hayvanların dersini yüzdü, kimini kırptı, böylece ahşabı deriyle kapladı, deriyle ahşap arasına da yünü koydu; sonra da keyifle uzandı üzerine:
“Ah, böyle nasıl da rahatmış!”
Saka kulu perdelerin arasında, pencerenin çıkıntısına asılı kafeste ötüp duruyor.İlkbaharın yaklaştığını hissediyor mu ne? Sandalyemin yapıldığı ceviz ağacının yaşlı