O zaman albay Aureliano Buendia acısını yalnızlığını delip geçmeyi başarabilen tek insanın Úrsula olduğunu fark etti. Buna da şaşmadı, yıllardır ilk kez annesinin yüzüne baktı. Úrsula’nın derisi kayış gibi olmuş, dişleri çürümüş, saçlarının rengi gitmişti. Ürkütücü bir görünüşü vardı. Aureliano annesinin görünüşünü aklında kalan en eski anıyla, kaynar çorba kâsesinin masadan düşeceğini yumurtladığı gün haliyle karşılaştırdı ve anasını paramparça olmuş buldu.
Yarım yüz yılı aşkın günlük sıkıntıların anasında bıraktığı izleri, ülserleri, yaraları, çatlaklar bir anda gördü ve bunların kendisinde hiçbir acıma duygusu uyandırmadığını da fark etti.
Sonra yüreğinde duyguların çürüyüp kaldığı yeri bulmak için son bir çaba gösterdi, bulamadı. Bir başka gelişinde Úrsula’nın kokusunu kendi teninde duyunca hiç değilse utanmaya benzer bir duyguya kapılmıştı. Sonra pek çok sefer Úrsula’nın düşüncelerinin kendisininkilere karıştığını fark etmişti. Ama savaş, bu duyguların tümünü silip süpürmüştü. Artık karısı Remedios bile, kızı olacak yaşta birinin sidik hayalinden başka bir şey değildi. Aşk çölünde tanıdıgı ve onun tohumunu bütün kıyı bölgesine yaymış olarak sayısız kadın, Aureliano’nun yüreğinde hiç iz bırakmamıştı çoğu odasına karanlıkta girmişler, gün doğmadan çıkmışlardı ve ertesi gün bedenindeki yorgunluktan öte bir anı kalmamıştı. Zamana ve savaşa yenik düşmeden süregelen tek duygusu, çocukluklarında kardeşi José Arcadio’ya duyduğu bağlılıktı.
Bu da, sevgiye değil, suç ortaklığına dayanan bir duyguydu. Yüzyıllık Yalnızlık
O zaman albay Aureliano Buendia acısını yalnızlığını delip geçmeyi başarabilen tek insanın Úrsula olduğunu fark etti. Buna da şaşmadı, yıllardır ilk kez annesinin yüzüne baktı. Úrsula’nın derisi kayış gibi olmuş, dişleri çürümüş, saçlarının rengi gitmişti. Ürkütücü bir görünüşü vardı. Aureliano annesinin görünüşünü aklında kalan en eski anıyla, kaynar çorba kâsesinin masadan düşeceğini yumurtladığı gün haliyle karşılaştırdı ve anasını paramparça olmuş buldu.
Yarım yüz yılı aşkın günlük sıkıntıların anasında bıraktığı izleri, ülserleri, yaraları, çatlaklar bir anda gördü ve bunların kendisinde hiçbir acıma duygusu uyandırmadığını da fark etti.
Sonra yüreğinde duyguların çürüyüp kaldığı yeri bulmak için son bir çaba gösterdi, bulamadı. Bir başka gelişinde Úrsula’nın kokusunu kendi teninde duyunca hiç değilse utanmaya benzer bir duyguya kapılmıştı. Sonra pek çok sefer Úrsula’nın düşüncelerinin kendisininkilere karıştığını fark etmişti. Ama savaş, bu duyguların tümünü silip süpürmüştü. Artık karısı Remedios bile, kızı olacak yaşta birinin sidik hayalinden başka bir şey değildi. Aşk çölünde tanıdıgı ve onun tohumunu bütün kıyı bölgesine yaymış olarak sayısız kadın, Aureliano’nun yüreğinde hiç iz bırakmamıştı çoğu odasına karanlıkta girmişler, gün doğmadan çıkmışlardı ve ertesi gün bedenindeki yorgunluktan öte bir anı kalmamıştı. Zamana ve savaşa yenik düşmeden süregelen tek duygusu, çocukluklarında kardeşi José Arcadio’ya duyduğu bağlılıktı.
Bu da, sevgiye değil, suç ortaklığına dayanan bir duyguydu. Yüzyıllık Yalnızlık
"Bizi depresyona ve gerginlige sürükleyen en
önemli etken stres.
Hayatlarimizdaki en büyük gizem,
biz kadinlarin, biyolojik gerçekligimiz ve beynimizin dogal yapisiyla çelismesine ragmen mevcut toplum sözlesmesine kendimizi neden bu kadar adadigimizdir."
Enfant, j'ai demandé à mon père:
Si tu étais au bord d'un précipice et que tu devais sauver quelqu'un, qui choisirais-tu?
Maman ou moi?
Il m'a répondu:
Toi.
J'ai pleuré et j'ai prié pour mourir à la place de ma mère.
==============
Çocukken babama sordum:
Eğer uçurumun kenarında olsaydık ve birini kurtarmak zorunda kalsaydın kimi seçerdin?
Annem mi yoksa ben mi?
Bana cevap verdi:
Sen.
Ağladım ve annemin yerinde ölmek için dua ettim.
Lisette Lombé