Sila

Sila
@Sila3594
“Hayatın bir yerinde takılıp kalmış gibiydi, kimsenin gücü onu geri çekmeye ya da ileri itmeye yetmiyordu. Kılıç Yarası Gibi Ahmet Altan
“Bazı kayıplar geçmez.”
9/10
·410 syf.··
2026 3. kitabı
·
70 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 18:20
“Ve Dağlar Yankılandı” benim için sadece bir hikâye değil, içimde uzun süre kalacak bir boşluk hissi oldu. Kitap boyunca en çok hissettiğim şey kayıptı. Ama bu sıradan bir kayıp değil; neyi, neden kaybettiğini tam olarak anlayamadan büyümek… Abdullah’ın yaşadığı tam olarak buydu. Küçücük yaşta kardeşi Peri’den koparılması ve bu eksiklikle hayatını tamamlamaya çalışması insanın içini parçalıyor. Abdullah’ın Peri’ye duyduğu sevgi beni en çok etkileyen şeylerden biriydi. O daha bir çocukken, annesizliğin yükünü taşıyarak kardeşine adeta bir anne şefkatiyle bakıyordu. Peri’nin kuş tüylerine olan sevgisini hatırlayıp yıllar boyunca tüy biriktirmesi ise bu bağın ne kadar derin olduğunu gösteriyordu. Bu detay benim için çok sarsıcıydı; çünkü bu, unutamamanın en sessiz haliydi. Kitapta beni en çok etkileyen anlardan biri de Abdullah’ın bıraktığı nottu: “Kıyıya, senin için bunu bırakıyorum… Boğulmadan önce yüreğimden ne geçtiğini bileceksin kardeşim.” Bu cümlede sadece bir veda yoktu. Yıllarca içinde taşıdığı özlem, kırgınlık ve sevgi vardı. Ve en acı olanı, Pe ri’nin onu tanımadan büyümüş olmasıydı. Yıllar sonra yolları kesişse bile, o eski bağ artık yoktu. Abdullah için her şey hâlâ çok canlıyken, Pari için o sadece bir yabancıydı. Belki de beni en çok etkileyen şey buydu: Hayat bazen insanları tekrar bir araya getirir, ama aynı duygularla değil. Bu kitap bana şunu hissettirdi: Bazı kayıplar telafi edilmez, sadece insanın içinde sessizce yaşamaya devam eder.
İnsan ve Hayat
Ve Dağlar YankılandıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 202241,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sessiz Bir Çürümenin Hikâyesi
9/10
·72 syf.··
2026 1. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 16:50
Altıncı Koğuş, okudukça insanın içini sessizce daraltan; bitirdiğinde ise rahatlatmak yerine insanı düşünmeye zorlayan bir eser. Çehov delilik kavramını anlatırken aslında aklı, vicdanı ve toplumsal duyarsızlığı sorguluyor. Başlangıçta mantıklı, sakin ve “normal” kabul edilen karakterlerle empati kurmak kolay. Ancak sayfalar ilerledikçe bu güvenli alan yavaş yavaş kayboluyor. Kim gerçekten hasta? Kim sadece uyum sağladığı için normal sayılıyor? Bu sorular net cevaplar bulmuyor ve kitabın en çarpıcı yanı da burada ortaya çıkıyor. Beni en çok etkileyen şey, fiziksel koşullardan çok insanın ruhsal olarak nasıl yalnızlaştırıldığı oldu. Acının felsefe ile örtülmeye çalışılması, duyarsızlığın bilgelik gibi sunulması insanı rahatsız ediyor. Bu yüzden kitabı sık sık ara vererek okuma ihtiyacı hissettim; bazı cümleler sindirilmeden geçilemiyor. Altıncı Koğuş kısa ama etkisi uzun süren bir kitap. Bitirdiğinizde bir rahatlama değil, içinizde kalan derin bir sessizlik bırakıyor. Günümüz dünyasına bakınca, bu hikâyenin hâlâ ne kadar güncel olduğunu fark etmemek zor. Belki de asıl soru şu: Delilik mi daha korkutucu, yoksa hissizleşmek mi?
Felsefe
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,2bin okunma
“Kendini bulmak için kaybolmak gerekir bazen…”
10/10
·464 syf.··
2026 2. kitabı
·
314 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2026 16:11
Bu kitapla aramdaki bağ tarif etmesi zor bir bağ… Okumaya başladığımda neyle karşılaşacağımı tam olarak bilmiyordum ama daha ilk sayfalardan itibaren kendimi Macondo’nun büyülü, tuhaf ve zaman zaman boğucu dünyasında buldum. Beni en çok etkileyen karakter hiç kuşkusuz Ursula oldu. Onun o muazzam gücü, savaşçı ruhu, sabrı… Nesiller boyu süren çöküşün, karmaşanın ve yalnızlığın ortasında dimdik durdu. Sessiz ama derin bir kararlılığı vardı. Kadın oluşu, anne oluşu, köklere sahip çıkışı… Beni her defasında yeniden düşündürdü. Eğer bu roman koca bir ağaçsa, Ursula onun kökleriydi. Pilar Ternera da aklıma kazınan karakterlerden biri. Oğlunu Ursula’ya bırakışı, sonra oğlunun büyüdükçe kim olduğunu, kimden geldiğini merak edişi… Kitap boyunca birçok kişi nereden geldiğini, kim olduğunu, kime ait olduğunu sorguluyor gibi. Bütün bu karakterler, yalnızlığı farklı şekillerde yaşıyor. Ve José Arcadio Buendía’nın ağaca bağlanışı… İşte o sahne içimi parçaladı. Zamanla konuşmayı, sonra gerçeklik duygusunu yitirip bir ağacın gölgesine çekilen bir adam… Beni çok etkiledi çünkü sanki bazı insanlar hayatın içinde bir noktada gerçekten bağlanıyor bir yere, ama yaşamaya değil… sadece kalmaya. Bu kitabın en zorlayıcı yönlerinden biri de isimlerdi. Neredeyse tüm karakterlerin adları birbirine benziyor. İlk başladığımda, kim kimdi karıştırmamak için isimlerin altını kurşun kalemle çizerdim. Ama 140. sayfadan sonra, işler karıştı. Artık sadece karakterlerde değil, kelimelerin içinde bile kaybolduğumu hissettim. Ve sonra… okumayı durdurdum. Aslında bırakmak istemedim. Ama kişisel olarak zor günler geçiriyorum. Her gece uyumadan önce okuduğum bu kitap, bir süreliğine elimden kaydı. Şu anda sayfalarına dönemiyorum ama içimde çok net bir his var: Bu hikâyeyle işim henüz bitmedi. Sadece biraz
Edebiyat & Roman
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,4bin okunma