Demek oluyor ki, tarihte bazı şahsiyetler, sonu şu veya bu şekilde bitse de bir bakışta idrak dışı olan ülküleri, zaman zaman beşeriyete sunabiliyorlar. Bu ülküler her zaman, hatta kendi hayatIarına mal olsa da, kendi peşlerinden yürüyecek milyonları kolayca buluyorlar.
Gerçi, bu kalenin içinde oturanlar, nazariye olarak "tarihte şahsiyetlerin rolü"ne büyük kıymet vermezler. Onlara göre tarihte şahsiyetin rolü, mutlak surette kader tayin edici değildir. Şahsiyet, toplumun talihine tesir eder. Fakat bu tesirin derecesi, toplumun şartları ile sınırlıdır derler. Hatta şahsiyetin, kendi büyüklüğünü, içinden çıktığı topluma borçlu olduğunu, bunun için de örneğin dahinin, dahi olduğu için cemiyetten bir şey talep etmeye hakkı olmadığını nazari olarak ileri sürerler.
Bunlar belki doğrudur, belki değildir. Fakat şu da aşikar ki, tarihin şu veya bu devrinde, dünyanın şu veya bu ülkesinde hayal veya idrak gücü, çevresiyle hiç de orantılı olmayan öyle davetçiler çıkıyor ki, onların çağrıları dünyanın gidişinde, bazen kader tayin edici tesirlerini yapıyor.
Hülasa öyle görünüyor ki, tarihin seli, dinler, ideolojiler, büyük istilalar, büyük keşifler gibi olağanüstü akım veya buluşlarla ve şahsiyetlerin gölgesinde gelişiyor,şekilleniyor.
·