Ama değindim gibi, her kederde ödlekçe bir yan vardır:Yaşama kararlılığı karşısında geri adım atan... Bu güç tenimize, ölüm tutkusunun yerleştiğinden daha güçle yerleşmiştir.
"Hiç, hiç bir şey bilmiyorlar, bilmek istemiyorlar.
Şu cahillere bak, dünyaya egemen onlar.
Onlardan değilsen eğer, sana kâfir derler.
Onlara aldırma Hayyam, yoluna devam et."
Kirazın Tadı(1997)
derindusunce.org/2011/03/08/kira...
Abbas Kiyarüstemi, hikâyesini süslemek yerine tam zıddını yaparak, diyalog ve edimlerle gerçek hayatı olduğu gibi yansıtmaya, yalın gerçeği mümkün olduğunca aktarmaya, kamerasını kahramana/objeye değil -hatta onu yabancılaştırarak- olguya odaklayan bir filme imza atmış. Size cevaplar verme telaşında değil, hatta soruları arttırma yolunu tercih etmiş. Tıpkı Bakari Bey’in kararı Bedii Bey’e bırakması gibi, yönetmen de kararı, seçenekleri, tercihi izleyicisine bırakmış. Sonu istediğiniz gibi düşünebilirsiniz. Bu, hayata nasıl baktığınızla ilgili, parmağınız kırıksa, kimsenin aynı acıyı hissetmesini bekleyemezsiniz. Acının merkezi parmaksa, düzeltilmesi gereken odur. O düzeltilmeden, bedeninizin her yerinde aynı acıyı hissetmeye devam edersiniz çünkü.
Bedeni mi yok etmek, parmağı mı düzeltmek?
Üzerinize atılacak toprağı mı tercih etmek, uzanacak eli mi?
Tercih sizin…