Hanene Ay Doğacak, Şebnem İşigüzel’in 1993 yılında yazdığı, aynı yıl Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü kazanan, daha ilk öyküden itibaren okuru hazırlıksız yakalayan, işlediği konularla sarsıcı ve rahatsız edici bir kitap. Aile, beden, mahremiyet, intihar, terk etme, çocukluk ve arzu gibi kavramlar bilinçli biçimde yerinden edilir ve okur güvenli bir mesafede duramaz. Yazar, ensest gibi en karanlık, en suskun bırakılmış alanlara bakmaktan kaçınmaz; aksine bu alanları edebiyatın merkezine çeker. Bu nedenle kitap, kolay okunan değil, okundukça iç daraltan, insanın boğazında düğüm bırakan bir etki yaratır. Yazar, tüm öykülerde okura karanlık ve konuşulması zor bölgelerden seslenir; okuru rahatlatmayı ya da ahlaki bir ders vermeyi tercih etmez. Aksine, okuru metnin içine çeker ve büyük bir rahatsızlıkla baş başa bırakır.Bilinç akışı tekniğini çok başarılı bulduğum Tabut öyküsünden bahsetmek istiyorum. Bir yakını tarafından sinemada istismara maruz kalan küçük bir kızın, sinemanın tavanının çökmesi ve altında kalmayı dilemesiyle son derece dokunaklı bir yere ulaşır. Yıllar sonra, mülteci sevgilisini bir tabutun içine gizleyerek kaçırmak isterken tren kondüktörün feneri ile geçmişteki sinema feneri arasında kurulan bağ, güçlü bir sinematografik geçiş yaratır. Bu geçiş, yalnızca mekânlar arasında değil, bilinç katmanları arasında da kurulmuş bir akış hissi verir. Uzun lafın kısası kitabın adıyla ters köşe olan öyküler okumak isterseniz bu kitap biçilmiş kaftan.