İzleyici kitlesi olarak bizi şaşırtacak karakterlerden hoşlansak da, onların duygularının da bizimkilere benzemesini isteriz, çünkü nihayetinde bir karakterin insan olduğunu anlayabilmenin koşuludur bu.
Modernizm otorite kurar: Fikirlerini açıklarken karşı çıktığı gelenekler kadar buyurgandır. Bir grup sanatçı yerine bir başkasını koyar; postmodernizmse muhteşem bir sanatçının var olup olamayacağını ya da bunun gerekliliğini sorgular, hatta mükemmel sanatın varlığından şüphe eder.
Bloch bir şey söylemek istiyordu ama diyeceği aklına gelmedi. Hatırlamaya çalıştı: Ne olduğunu hatırlamıyordu ama tiksintiyle bir ilgisi vardı. Sonra kadının bir el hareketi aklına başka bir şey getirdi. Gene, ne olduğunu hatırlayamadı ama utançla bir ilgisi vardı. Algıladığı şeyler, hareketlerle nesneler, ona başka hareketlerle nesneleri değil, duyumlarla duyguları hatırlatıyordu; duyguları ise geçmiş şeyler gibi hatırlamıyor, yeniden yaşıyordu, şimdiki şeyler gibi: Utancı, tiksintiyi hatırlamıyor, şimdi utanıp tiksiniyordu, utanç ya da tiksinti ki konusu olan her neyse aklına gelmeksizin. Tiksintiyle utanç, ikisi birden o kadar kuvvetliydi ki bütün vücudu kaşınmaya başladı.