Sınıfını varlığıyla dolduran öğretmen hemen fark edilir. Öğrenciler daha senenin başında bunu hissederler. Hepimiz bunu yaşamışızdır: Öğretmen sınıfa girer girmez bütün mevcudiyetiyle oradadır. Bu onun bakışlarından, öğrencilerini selamlamasından, oturmasından ve kürsüsüne sahip çıkmasından anlaşılır. Öğrencilerim ne düşünür diye çekinmez, bu yüzden dağılmaz, oturduğu yerde büzülmez. Daha ilk anda duruma hâkimdir, oradadır. Her yüzü tek tek inceler, karşısındaki sınıf derhal varlık kazanır.
Sınıfımda ne kadar mutlu saatler geçirdiğini söyleyen eski bir öğrencimle karşılaştığım sırada kendi kendime, karşı kaldırımda da hayatını kararttığım bir başkası dolaşıyor olabilir mi diye sorarım.
Aslında beni okumaya iten şey okuyanın fizyolojisidir. Belki de başlarda sırf bu duruşları taklit etmek ve daha başka duruşlar keşfetmek için okumuşumdur. Okurken kendimi sürmekte olan bir mutluluğun içerisine bedensel olarak yerleştiririm.