Beni isminin güzelliğiyle vuran, uzun zamandır okumayı düşündüğüm bir kitaptı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği. Şu an okumuş olmanın haklı mutluluğunu yaşıyorum.
Temelde Tomas-Tereza ilişkisi üzerinden yürüyen bir olay örgüsüne sahip. Arka planda Komünist Rusya'nın Çek Cumhuriyeti'ni işgal ettiği dönem yer alıyor. İşgalin ilk günleri gayet güzeldir, halk çok karamsar değildir. Sonra zaman geçtikçe halk, ayaklarının altındaki sağlam zeminin kaymaya başladığını fark eder. Aydınlar, sorumluluk bilinciyle harekete geçmeye çalışır. Özel hayat kamusal alanda sergilenmeye başlar. Onurlu bir varoluşu yeğ tutanlar düşüşler yaşar. Yanlış anlaşılmasın Kundera, bu atmosferi bir belgeselci gözüyle uzun uzadıya anlatmaz. Karakterlerin yaşamına denk düşen taraflarıyla anlatının içine bir güzel sindirir.
Ve her satırdan göz kırpan tatmin edici bir felsefe. Ne de olsa metnin sac ayakları felsefeyle yoğrulmuştur. Ama bu, felsefe yapma iddiasında olan bir yazarın kontrolsüz bir felsefesi değildir.
Karakterlerin çok güçlü çizildiğini de söylemek lazım.
Yazarın tanımlamasıyla 'epik çapkın' Tomas vardır. Kentin önde gelen bir cerrahı iken işgal karşısındaki duruşundan sonra kariyeri düşüşe geçer. Önce taşrada bir kilinikte çalışmaya başlar, ardından ev ev dolaşıp camları siler. Sonunda ise Tereza ile köy yaşantısının yolunu tutarlar. Hayatta sürekli zihnini meşgul eden bazı şeyler vardır: tek bir hayat yaşamamızdan dolayı karar verme eşiklerine geldiğimizde kararımızı kıyaslayacak başka yaşantılarımızın olmayışı, rastlantıların hayatımızı bu denli şekillendiriyor oluşu...
Tomas'ın ifadesiyle 'nehrin sepet içerisinde kendisine gönderdiği bir bebek' olan Tereza vardır. Tereza, kötü bir yazgıya sahip annesinin seçtiği günah keçisidir. Bu anne utanma duygusunu yerle bir etmeye çalışan, gençlikle