Bize bir isim ve bir yüz ödünç verdiğine inandığımız toplumsal bir kimliğe hemen sıkıca tutunuruz, ama aynı hızla farz olunan kimliği tekrar tekrar başkalaşıma uğratarak bir toplum tanımından bir diğerine geçeriz. Kendimizi, bir hikayenin değişip duran karakterleri gibi, kökeni ve neticeleri bizden kaçan senaryolarda, görünüşe göre bizim için başkaları tarafından icat edilmiş rolleri oynarken buluruz. Romalı ya da Kartacalı olduğumuzu ilan ederiz, ancak Roma'nın ya da Kartaca'nın ne olduğuna dair fikirlerimiz bir bir etiketin üzerine karalanmış bir isim olmanın ötesinde faydalı olmak için ya çok kısıtlı ya da çok muğlaktır. Müphem ve ateşli vatanseverlik hisleri, duygu ve inançlarımızın bulanık nedenleri, bizi bir sınırı ya da biçimi ve rengi değişmeye devam eden bir bayrağı savunmaya, belki ona saldırmaya itebilir ve bir yere ittifakımızı ilan etsek dahi, o yerin bir zamanlar nasıl olmuş olduğu ya da bir gün nasıl olabileceğine dair nostaljik bir imgeyle ondan her zaman uzağa gidiyor gibiyiz. Uyrukluklar, etnisiteler, kavimsel ve dini hısımlıklar bir tür coğrafi ve siyasi tanımlamayı beraberinde getirse de kısmen göçebe tabiatımız ve kısmen de tarihin çalkantıları nedeniyle, coğrafyamız fizikselden ziyade hayali bir toprak parçasıdır. Ev her zaman için hayali bir yerdir.