Öyküsel hayal gücü, dolayısıyla da kurgu, temel bir evrimsel hayatta kalma aracı. Dünyayı hikayeler anlatarak, hayali benliklerimizle olan ilişkilerimizden insana dair bilgi üreterek işliyoruz.
Göçmenlik ontolojik bir krizdir, çünkü şahsiyetinizin koşullarını sürekli olarak değişen varoluşsal şartlar altında müzakere etmeye zorlanırsınız. Yurdundan olmuş kişi, sistematik nostalji aracılığıyla anlatı istikrarı -işte benim hikayem!- için çaba sarf eder.
Bu kendiliğinden ortaya çıkan teorik farklılaştırmanın kökeni, annemle babamın kendilerini evlerinde hissetme isteğinde yatıyordu. Evde kendiniz olabilirsiniz, çünkü diğer herkes de tıpkı sizin gibi evdedir. Annemle babamın yerlerinden yurtlarından oldukları ve kendilerini zaten evlerinde olan Kanadalılardan aşağı hissettikleri bir durumda, sürekli karşılaştırma, mecazi olarak bizi onlarla eşit hale getirmenin bir yoluydu.