Ignaz Semmelweis 1848'de Viyana Hastanesi'nin doğum servisinde çalışırken, loğusa hummasına bağlı ölümlerin oranının yüksekliği karşısında dehşete kapılmıştı. Semmelweis, doktorların sorumluluğu altında çalışan ilk doğum kliniğindeki ölüm oranlarının ebelerin sorumluluğu altındaki ikinci kliniktekinden kat kat fazla olduğunu gözlemledi. Nedenini merak etti ve sağlık ekibi ile öğrencilerin ölenlerin odasından çıkıp doğruca doğumhaneye girdiği, böylece enfeksiyon yaydıkları sonucuna vardı. Bunun üzerine otopsi ile hastalarla ilgilenme işlemleri arasındaki zamanda ellerin ve aletlerin klorlu kireç solüsyonuyla yıkanması kuralını getirdi ve ölüm oranları ikinci klinikteki ölüm oranlarının seviyesine düştü.İnsanları dehşete düşüren görüşleri (doktorlar enfeksiyon yayıyormuş!) muhalefetle karşılaşınca Semmelweis 1850'de Viyana' dan ayrılmak zorunda kaldı, hayatının son günlerini bir tımarhanede küskünlük ve hayal kırıklığı içinde geçirdi. Ama Semmelweis'a karşı olan bu husumet, açık bir mesleki saf sıkılaştırma değildi, zamanın etiyoloji teorileriyle tutarlıydı. Öncesinde de gördüğümüz gibi enfeksiyona, topraktan çıkan pis havanın (miasmata) ve insan kaynaklı olmayan diğer şeylerin yol açtığı düşünülüyordu. Bu görüşü savunanlar (Florence Nightingale de onlardan biriydi) bunu önlemek için havalandırmaya ve hastanelerde aşırı kalabalığı önlemeye
öncelik veriyordu.
Giderek daha bürokratik olan ve teknolojinin yönetimi altına giren bir tıp dünyasında, Hipokrat tıbbının hekimin hastayla yakında ilgilenme pratiği yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gibi görünüyor.
Yine öyle zaman oldu ki, bir partiden insanlar, öteki taraftan olanları yağlı iplere geçirdiler. Her ikisine de acıdım. Vurulanla vurulduğum, ölenle öldüğüm günler oldu.
Kimdim, neydim, kimi seviyordum?