"Kalpsizsiniz," denmişti bir gün kendisine. Ama hayır, onun bir kalbi vardı. Onun, yaşamak için dünyaya gelmiş insanların her gün ölümünü gördüğü yirmi saate katlanmasına yarıyordu. Onun, her gün her şeye yeni baştan başlamasına yarıyordu. Bundan böyle yalnızca bu kadarlık bir yüreği vardı. Bu yürek nasıl olur da yaşam
verebilirdi?
Hayır, gün boyu dağıttığı yardım değil, bilgiydi.
Dünyadaki kötülük neredeyse her zaman cehaletten kaynaklanır ve eğer aydınlatılmamışsa, iyi niyet de
kötülük kadar zarar verebilir.İnsanlar kötü olmak yerine daha çok iyidir ve gerçekte sorun bu değildir.
Ancak insanlar bir şeyin farkında değillerdir, şu erdem ya da kusur denilen şeyin; en umut kırıcı kusur, her şeyi bildiğini sanan ve böylece kendine öldürme hakkı tanıyan cehalettir.Katilin ruhu kördür ve insan her tür sağduyudan yoksunsa güzel aşk ve gerçek iyilik diye bir şey olamaz.
Ölmeyi reddeden insanlar olduğunu bilir misiniz? Bir kadının ölüm ânında, 'Asla!' diye haykırdığını hiç duydunuz mu? Ben duydum. Ve o zaman buna
alışamayacağımı anladım. Gençtim ve nefretim dünyanın düzenine yönelmiş gibiydi. O zamandan bu yana, daha alçakgönüllü oldum. Yalnızca, hâlâ ölmekte olanları görmeye alışamadım.
Öte yandan birçoğu, salgının duracağını ve bundan kurtulacaklarını umut ediyordu. Sonuçta, henüz
hiçbir konuda bir zorunluluk duymuyorlardı. Onların
gözünde veba, nasıl geldiyse bir gün öyle gidecek istenmeyen bir konuk gibiydi. Korkmuşlardı, ancak umutsuz değillerdi; vebaya kadar sürdürdükleri varoluşu unutacakları, vebanın onların yaşam biçimi olarak karşılarına çıkacağı o an daha gelmemişti. Sonuçta beklemedeydiler.