Yaşadıkları şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişlerine düşman ve geleceği elinden alınmış olarak insan kaynaklı adaletin ya da nefretin parmaklıklar arkasında yaşamaya mahkûm ettiği kişilere benziyorduk biz de.
Budalalık hep direnir, insan hep kendisini düşünmese bunun farkına varabilirdi. Bu açıdan burada oturanlar da herkes gibiydi, kendilerini düşünüyorlardı; bir başka deyişle hümanisttiler; felaketlere inanmıyorlardı. Felaket insana yakışmaz, onun için felaket gerçekdışıdır, geçip gidecek kötü bir rüyadır, denir.
Yoldan geçenler, derin bir yay çizerek uzaklaşır, çevresindeki yalnızlık halesi daha da koyulaşıp yoğunlaşırdı. O da bu halenin içinde giderek görünmezleşirdi.
Soyun artık bu bedenden, utançla, hüzünle, gururla, umutla, acıyla yoğrulmuş insanlık halinden, hayatım dediğin bu boşuna bekleyişten, bütün görkemli sözcüklerden...