Sina

Sina
@Sinat
Ticaret
Okur yazar
Antalya/Sivas
Sivas
264 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
C.Lévi Strauss, Hintli bir Cuna tarafından bir kadının doğumuna yardımcı olmak için uygulanan bir şaman töreni hakkında şu saptamayı yapıyor: "Şamanın mitolojisinin nesnel bir gerçekliğe tekabül etmemesinin önemi yoktur. Hasta kadın bu mitolojiye inanmaktadır ve buna inanan bir toplumun üyesidir." Ayaküstü yapılmış ve ne demek istenildiği açık olan bir saptama. Batılı, toplu olarak kendi kendine telkinde bulunacak şekilde hareket eden gerçek bir tür "sosyo-kültürel plasebo" düşlüyor.* Başka türlü düşünmek için deli olmak gerekirdi. Buradaki durumda, modern bilimin yadsıdığı şey, bizim “simgesel ya da semantik nedensellik” olarak adlandırılmasını önerdiğimiz şeydir. Yani işaretin duyusal olarak kavranabilir içeriğinin etkinliğidir. * Bununla beraber, böylesi bir sürecin eylem tarzı Şamanınkinden daha az gizemli değildir.
Sayfa 27·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ancak, simge metafizik gönderge açısından yalnızca gerçekliğin çeşitli derecelerini dikey bir "ayrımlama-birleştirme" işlemini yapmaz, aynı zamanda ve sonuç niteliğinde olarak, beşerî varoluş planı üzerinde yatay bir "farklılaştırma-aracılık" işlemini de yapar. Öyle ki, gösterge olarak, bizim şeyler ile ilişki içine girmemizi olanaklı kılarak ve özne ile nesnenin farklılığı bilincini bizde uyandırarak, insan ile dünya arasında aracılık işlevi görür. Gösteren-anlam-gönderge üçlüsü, simgenin kendisinde, beşerî varoluş alanını yapılandıran, gösterge-insan-dünya üçlüsünün bir sonucudur (ya da, kültür-bilinç-doğa, yine ya da vahiy-ruh-yaratılış üçlülerinin).
Sayfa 18·Kitabı okudu
Güç, Vicdan ve Özgürlük Üzerine Bir Manifesto
“Güç, insanın başkaları üzerinde kurduğu tahakkümle değil, kendi aşırılıklarına ve zafiyetlerine (karanlığına) karşı koyabilme kapasitesiyle ölçülür. Başkasını susturabilen çoktur; kendini dizginleyebilen az. Tarih, gücü eline geçirdiğinde vicdanını askıya alanlarla doludur. Oysa gerçek güç, hesap sorulamayacağını sandığı anda bile adil kalabilmektir. Güç, denetlenmediğinde yozlaşır; vicdanla sınırlandığında ise sorumluluğa dönüşür. Vicdan, insanın içindeki son bağımsız kurumdur. Ne kanunla yapacakları yazılabilir ne de otoriteyle susturulabilir. Vicdan, insanın kendisine tanık olma halidir. Kimsenin görmediği yerde de utanabilme, alkışlanırken bile rahatsızlık duyabilme hâlidir. İyi ile kötüyü ayıran bir pusula olmaktan çok, insanın yaptığıyla, olmak istediği kişi arasındaki mesafeyi hatırlatan bir iç yankıdır. Susturulabilir ama ikna edilemez; ertelenebilir ama yok edilemez. Vicdan, insanın kendinden kaçamamasıdır—ve bu yüzden en ağır özgürlüktür. Bir toplumda vicdan zayıfladığında, yasa çoğalır; ama adalet azalır. Çünkü vicdan yoksa hukuk yalnızca bir araçtır. Vicdan, insanın kendine söylediği en dürüst cümledir ve çoğu zaman en ağır mahkemedir. Onu susturan toplumlar, suçlarını meşrulaştırmayı öğrenir. Özgürlük ise bu ikisinin kesişim noktasında durur. Gücün vicdanla sınırlandığı yerde filizlenir. Özgürlük, her istediğini yapmak değil; başkasının varlığını hesaba katarak yaşayabilmektir. Zincirlerinden kurtulmuş ama vicdanını yitirmiş bir kişi özgür değil, yalnızca tehlikelidir. Gerçek özgürlük, gücü dizginleyen vicdanın gölgesinde büyür ve yaşar.”(Doğu Ergil)
Sahici soru sormak cesaret gerektirir. Çünkü gerçek soru, insanı rahatsız eder ve sorumluluk yükler. Kişi sorduğu sorunun peşine düşmek zorunda kalır. Bu da felsefeyi sadece entelektüel değil, ahlaki bir eylem hâline getirir.(Ayhan Çitil)
En zor şey “gerçek soru”yu bulmaktır. Bir soruyu sorabilmek için onun yokluğunu hissetmek gerekir. Soru, bilgi eksikliğinden değil, varoluşsal bir ihtiyaçtan doğar. Sahici soru, insanın kendisine temas eden, hayatını şekillendiren sorudur. Hazır sorular listelemek, felsefi zihne hizmet etmez.(Ayhan Çitil)