“SOKRATES: Ve meselenin hakîkati şu ki aslında adâlet bir kimsenin kendi işini o işin haddini aşarak yapmasıyla ilgilenmez. Aksine, içeride olanla ilgilenir; gerçekten kendisiyle ve kendisine âit olanla. Bu ise kendisindeki öğelerin her birinin bir başkasının işini yapmasına veya ruhundaki [psûkhe] üç soyun birbirine karışmasına izin vermediği anlamına gelir. Bunun yerine, hakikaten kendisine âit olanı iyi düzenler; kendini yönetir, kendi dostu olur, âhenkli bir birlik [sunarmozõ] hâline gelerek üç öğeyi, sanki kelimenin tam anlamıyla bir oktavın üç tanımlayıcı notası imiş gibi uyumlu kılar; en düşük, en yüksek, orta ve arada olabilecek diğerleri. Bunların hepsini derleyerek birbirine bağlar ve böylece çokluk; ölçülü, âhenkli olarak bizâtihi bir' hâline gelir. İşte ancak bu sağlandıktan sonradır ki ister servet edinmeye ya da beden bakımına isterse de siyâsete veya ticârete girebilir. Bütün bu alanlarda, bu içsel uyumu koruyan ve onu gerçekleştirmeye yardımcı olan eylemi âdil ve iyi olarak görür ve adlandırır ve bu eylemi gözeten bilgiyi [epistēmē] bilgelik (sophia] olarak anlar; bu âhengi bozan her hareketiyse adâletsizlik olarak değerlendirir ve ona nezaret eden kanıyı da [doksa] kara cehâlet [amathia] olarak görür.”