Sina

Sina
@Sinat
Ticaret
Okur yazar
Antalya/Sivas
Sivas
264 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
Platon'u "idealar aleminin mucidi"ne dönüştürerek "gerçek" dünyayı inkâr eden idealizmin babası, metafizik düşüncenin baş sorumlusu vs. ilan ederek geçmiş bir felsefe târihi figürüne indirgeyen "ada" ve "kıta" fark etmeksizin söz konusu ideolojik dar görüşlülük, akılsal körleşmenin boyutlarını göstermesi açısından vahimdir. Oysa Sokrates kendisine yöneltilen sözde suçlamaların perde arkasında aslında gâyet açık bir biçimde mevcut düzeni değiştirmek istediği için Athena demokrasisi tarafından -kovulmayı asla kabul etmeyeceği bilindiğine göre- doğrudan ölüme mahkûm edilmiştir.
Sayfa 242·Kitabı okudu
Reklam
Politeia diyaloğu bize sadece bilgi ve erdemin birliğinden mümkün bilgeliğin (sophia) toplumların yönetilmesinin temelinde yer almadıkça insanın rahat yüzü göremeyeceği hakîkatini dile getirir. Ve bu da neden Sokrates'in modelinin bir ütopya olarak görülemeyeceğini açıklar. Sokrates insan hayatının hakîkatin dışında bir rehberliğin güdümünde olmasının insanı sadece felakete sürükleyeceğini söyler.
Sayfa 240·Kitabı okudu
Kapitalizm, bu anlamda, insanı sömürüye dayalı olarak uğradığı yabancılaşma bağlamında temel toplumsal ilişkiler kurmaktan yoksun bırakarak bir müsvetteye çevirmesi nedeniyle; tüm rasyonel görünüşünde 'akletmeyi dışlayan' dolayısıyla da 'akılsız' bir düzendir. O hâlde Platon'un Politeia diyaloğundan alınması gereken ders de aradan geçen bunca zamandan sonra krallık rejimlerine geri dönmek olamayacağına göre, Politeia diyaloğunda sunulan birlikte yaşama önerisinin altında yatan nüvesini, asıl fikri olan logos’un insan hayatındaki değer ve önemini ortaya koymaktır. Bu nüve diyalogda işte tam burada kendisini belli eder ve Politeia diyaloğunun belki de en özlü ifâdesini oluşturur. Politeia (siyâsâ) ve philosophia aslında aynı paranın iki yüzünde olduğu gibi tek bir faâliyetin toplumsal ve bireysel cihetleridir.
Sayfa 240·Kitabı okudu
“SOKRATES: Siyâsi güç ve felsefe iç içe geçene dek ve filozoflar şehirlerinde krallar olarak hükmetmedikçe veya günümüzde krallar ve liderler olarak adlandırılanlar sahih ve yetkin filozoflar hâline gelmedikçe, dahası şimdilerde olduğu gibi yalnızca bunlardan birini takip eden türlü tabiatta kimseler engellenmedikçe sevgili Glaukon ne kentler kötülüklerden kurtulacak ne de sanırım insan soyu [genos]. Ve bu gerçekleşene kadar, şimdi tartışmamızda tanımladığımız site-devleti asla imkân dâhilinde doğamayacak veya güneş ışığını göremeyecektir. Beni bu kadar uzun süreden beri konuşmaktan alıkoyan da bu iddiadır. Başka hiçbir şehirde ne kamusal ne de özel alanda mutluluk olamayacağını kabul etmek zor olduğu için kulağa ne kadar inanılmaz geleceğini biliyorum. Bu sözler Platon'un Sokrates'in ağzından insanlığa çağrısı ve hakîki mirasıdır. Tüm bu polis (sehir-devlet-toplum) modeli söyleminin Platon'un ontolojisinden kaynaklanan sorunları ve sonuçları ne olursa olsun; aslında toplumu yönetme değil, çevirerek hakîkate yöneltme sanatı politeia ve bireyi çevirerek hakîkate yöneltme sanatı philosophia içe içe geçerek birleşip tek bir güç hâline gelmedikçe insanlığın iflah olmasına hakîkaten imkân yoktur ve sadece Sokrates'ten önceki değil, sonraki yaklaşık 2500 yıllık insanlık târihi de gelinen nokta îtibâriyle doğrudan bu açık ihtiyacın bir kanıtıdır.”
Sayfa 240·Kitabı okudu
“SOKRATES: Ve meselenin hakîkati şu ki aslında adâlet bir kimsenin kendi işini o işin haddini aşarak yapmasıyla ilgilenmez. Aksine, içeride olanla ilgilenir; gerçekten kendisiyle ve kendisine âit olanla. Bu ise kendisindeki öğelerin her birinin bir başkasının işini yapmasına veya ruhundaki [psûkhe] üç soyun birbirine karışmasına izin vermediği anlamına gelir. Bunun yerine, hakikaten kendisine âit olanı iyi düzenler; kendini yönetir, kendi dostu olur, âhenkli bir birlik [sunarmozõ] hâline gelerek üç öğeyi, sanki kelimenin tam anlamıyla bir oktavın üç tanımlayıcı notası imiş gibi uyumlu kılar; en düşük, en yüksek, orta ve arada olabilecek diğerleri. Bunların hepsini derleyerek birbirine bağlar ve böylece çokluk; ölçülü, âhenkli olarak bizâtihi bir' hâline gelir. İşte ancak bu sağlandıktan sonradır ki ister servet edinmeye ya da beden bakımına isterse de siyâsete veya ticârete girebilir. Bütün bu alanlarda, bu içsel uyumu koruyan ve onu gerçekleştirmeye yardımcı olan eylemi âdil ve iyi olarak görür ve adlandırır ve bu eylemi gözeten bilgiyi [epistēmē] bilgelik (sophia] olarak anlar; bu âhengi bozan her hareketiyse adâletsizlik olarak değerlendirir ve ona nezaret eden kanıyı da [doksa] kara cehâlet [amathia] olarak görür.”
Sayfa 211·Kitabı okudu
Reklam