“Giderek "mekaniğin aptallığına göre taş nasıl yuvarlanırsa öyle yuvarlanan" aktif insanlara benziyoruz. Hayatı yalnızca iş ve performans açısından algıladığımız için, eylemsizliği mümkün olduğunca çabuk giderilmesi gereken bir eksiklik olarak görüyoruz. İnsan varlığı tamamen etkinlik tarafından emilir. Bu da onu sömürülebilir hâle getirir. Bir yetersizlik değil, bir reddetme değil, sadece bir etkinlik yokluğu değil, kendi başına bir kapasite olan eylemsizlik duygusunu kaybediyoruz. Eylemsizliğin kendi mantığı, kendi dili, kendi zamansallığı, kendi mimarisi, kendi görkemi, hatta kendi büyüsü vardır. Bu bir zayıflık, bir eksiklik değil, aktif ve meritokratik toplumumuzda ne tanınan ne de kabul edilen bir yoğunluktur. Eylemsizliğin âlemine ve zenginliğine erişimimiz yoktur. Eylemsizlik insan varoluşunun bir görkemidir. Günümüzde boş bir etkinlik biçimine dönüşmüştür.”
“Hatta Arendt, "insanın kendisini Darwin'den bu yana soyundan geliyor gibi göründüğü hayvan türüne dönüştürmeye hazırlanıyor olabileceğine" dair tehlike sinyallerini tespit edebildiğine inanmaktadır. Evrende yeterince uzak bir noktadan bakıldığında, bütün insani etkinliklerin artık etkinlikler olarak değil, daha ziyade biyolojik süreçler olarak görüneceğini kabul eder. Dolayısıyla, evrendeki bir gözlemci için motorizasyon, insan gövdelerinin yavaş yavaş metal kabuklarla kaplanmaya başladığı biyolojik bir mutasyon süreci gibi görünecektir, tıpkı antibiyotiklere karşı dirençli türlere dönüşerek tepkiler veren bakterilerde olduğu gibi.