Sinem Karaoğlan

Bizi buraya asıl bağlayan bir alışkanlıktır... Biz burada maksatsız yaşamayı ve boş beyinle dolaşmayı tatlı bir meşgale haline getirmek yolunu keşfetmişiz... Hepimzii İstanbul’a bağlayan sadece bu... Burada insan kafasını zerre kadar işletmeden, mütefekkir bir kimse olduğuna inanmak ve buna başkalarını da inandırmak imkanına malik... Bu şehrin ve buradaki muhitlerin dayanılmaz cazibesi işte bundan ibaret...
Sayfa 136·Kitabı okudu
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Odile’in çoğu dostlarının niteliksiz kişiler olmasının da beni çok üzdüğünü söylersem, belki şaşarsınız. Bunun bana güven vermesi gerekirdi, oysa tam tersine, kırıyordu beni. İnsan bir kadını benim onu sevdiğim gibi sevince, aşkımız onun görüntüsüne bağlanan her şeyi düşsel değerlerle, düşsel erdemlerle süsler, onunla karşılaştığımız kent, gerçekte olduğundan daha güzel göründüğü, onunla yemek yediğimiz lokanta birdenbire lokantaların en iyisi oluverdiği gibi, rakibimiz de, kendisinden nefret etsek bile, bu ışığa bir şeyler katar.
Bir zamanlar kimi modalar kadınların bedenini erkeklerin gözlerinden bütünüyle gizleyerek kabarık bir giysiye değer kattığı gibi duyguların kapalılığı da, tutkuların alışılmış belirtilerini perdeleyerek dilin farkedilmez inceliklerinin değerini ve güzelliğini ortaya çıkarır.
Bir orkestrada kısa bir tümce çizen yalnız bir flütün yavaş yavaş kemanları, sonra viyolonselleri, sonra bakır çalgıları uyandırır gibi olduğu, sonunda zorlu bir müzik dalgasının bütün salonu gümbürdettiği gibi, koparılan bir çiçek, türüz otlarının kokusu, aklı karalı kiliseler, Boticelli ve Michelangelo’da Odile’i sevmek mutluluğunu, onun kusursuz ama çabucak yitirilebilecek güzelliğini görünmeyen bir düşmandan korumak mutluluğunu anlatan başdöndürücü koroya katılıyordu.
Erkekle kadın başbaşayken, erkekte kadının çocuksu ağzını öpmek için yenilmez bir arzu uyandıran şeyin çoğu zaman kadının söylediği safça, hattâ budalaca bir tümce olduğunu, kadının da erkeği en çok onu en ciddi, en sarsılmaz biçimde mantıklı olduğu sırada sevdiğini kim söylemişti? Belki de Odile’le benim için doğruydu bu. Ne olursa olsun, bir sahte mücevherci önünden geçerken, yalvaran bir sesle: “Duralım,” diye mırıldandığı zaman, onu yermediğimi, üzülmediğimi, yalnız “Ne kadar seviyorum onu!” diye düşündüğümü ve gittikçe artan bir güçle, şu koruyucu şövalye motifini ta çocukluğumdan beri, gerçek aşk düşüncesine eşlik etmiş olan şu ölünceye dek bağlılık motifini işitiyordum.