"Evet. Yani başkaları gibi konuşamıyor. Aslında, bence, neyi nasıl söyleyeceğini çok iyi biliyor. Ne söylediğini anlamak çok kolay. Kızgın olduğunda dudaklarıyla ses çıkartıyor, mutlu olduğunda da kollarını açıp etrafta dönmeye başlıyor. Bu kadar basit. Bence diğerleri, onun diliyle konuşmayı bilmiyor."
“Neler neler! Genç erkeklerin temiz aile kızlarını kendileriyle evleneceklerini söyleyerek nasıl aldattıklarını, onları baba evinden koparıp götürdükten sonra zavallıları son derece acınacak durumlarda ortada bıraktıklarını falan… “
Olay örgüsü okuru hiç yormadan ilerliyor çünkü kitabın dili sade ve anlaşılır. Olay örgüsünün sade ve anlaşılır olmasının yanı sıra merak uyandırması da bence çok önemli bir faktör çünkü bir sayfayı okurken kitabı hemen kapatma isteğiyle bir sonraki sayfaya geçme isteğinin arasında bence çok ince bir çizgi var ve bu yazarın o ince çizgiyi çok güzel bir şekilde korumuş olduğunu düşünüyorum. Merak uyandırdığından okurken zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorsunuz. Yazarın bu kadar basit bir dille çok şey anlatan anlamlı bir kitap çıkartması müthiş.
Kitap genel olarak Fatoş, Oktay ve işitme engeli kızları olan Çiçek’ten bahsediyor ancak asıl başkarakter olan Oktay. Bu ailenin kurgu hayatına dışarıdan eşlik ederken aslında içinde bulunduğumuz hayatın ta kendisine eşlik ettiğinizi anlıyorsunuz. Engeli olan bireylerimizi çok daha derinden hissederken çocuğu olan kadınların tek başlarına verdiği mücadele insanın içini sızlatıyor. Kitap, engeli olan bireylere nasıl davranılması gerektiğini bilmeyen; empati yapamayan bir insana, ütopik bir şekilde engele maruz bırakmış olan sistemin iç ferahlatıcı tarafını anlatıyor ki keşke maruz bırakılan durumu gerçekte de yapabilecek bir adalet sistemimiz olsa diyerekten cümlelerimi burada sonlandırmak istiyorum. Yazarın kalemine sağlık…