Her zaman başı dikti, durup dururken dert yanmazdı. Başa gelmişti bir kez, sızlanmadan çekecekti. İnsan olanın başına her türlüsü gelirdi; hüner, buna katlanmasını bilmekti.
Anlaşılan insan zihni bir an boş durmuyor, her zaman bir şeyler düşünüyor. Bu şaşılası nesnenin düzeni böyle kurulmuş; istesen de, istemesen de düşünceden düşünce doğacak, öbür dünyaya göçünceye değin böyle sürüp gidecek!
Çünkü insanın bilincinde başlangıç ile sonun, yaşam ile ölümün uyuşmazlığını uzlaştıran yalnızca, bilinmeyen ve görünmeyen Tanrı'ydı. Dualar bu yüzden okunuyordu. Tanrı'ya haykırışımızı işittiremediğimiz, dünyayı insanlar için neden doğmak ve ölmek üzere yarattığını soramadığımız için okuyorduk duaları. Dünyaya geldikten sonra insanlar yazgılarına dualarla katlanıyor, yazgılarıyla dualar sayesinde uzlaşıyorlardı.