Benim mirasım, benim ruhumdan, benliğimden, yazılarımdan ibaret olacak. Savaş yıllarında görüp yaşadığım olayları anlatan yazılardan ibaret. Çoçuklarıma bırakacağım başka zenginliğim yok. Burada, bu SarıÖzek bozkırında karar verdim buna. Hayat beni, yok olayım,yitip gideyim diye, yavaş yavaş buralara kadar itti. Ben de bütün yaşadıklarımı, gözlemlerimi, ak kağıda kara yazılarla dökeceğim ve miras olarak bunları bırakacağım Çoçuklarıma. Yarınlara, bütün arzularıma, belki onlarla ve onlarda ulaşırım. Benim yapamadıklarımı belki bir gün onlar gerçekleştirirler.Onların çağında hayat bizimkinden bile daha güç olacak. Onun için daha küçük yaşta bazı şeyleri öğrensin, akıllarını başlarına toplasınlar.
Demek ki insanın beyni bir dakika düşünmeden duramıyor, o garip başı öyle yaratılmış ki istese de istemese de düşünceler ard arda geliyor, bir düşünceden öbürü doğuyor, herhalde ölünceye kadar böyle devam ediyor bu.
Ona göre yaşam, bir hastanın gözlerini acıtacak denli parlak ve güçlü bir ışığa benziyordu. Bilinçli anlarında etrafındaki hayat ham, parlak bir ışık olarak üzerine çöküyordu. Acıtıyordu.
Eskiden gençler okuyup öğrenmek zorundaydılar, cahil kalmak istemezlerdi. Bunun için çaba harcarlardı. Şimdi ise gençler "Dünyada her şey saçma" dedikleri an, başarıya ulaşmış olurlar! Gençler bu işe sevinmişlerdir. Öyle ya, eskiden bu tiplere "serseri" denilirdi. Şimdi ise birden nihilist olup çıktılar!