...Malûmdur ki, insan kendi saadetiyle mütelezziz olduğu gibi, alâkadar olduğu zâtların saadetleriyle dahi mütelezziz oluyor. Ve kendini beladan kurtaranı sevdiği gibi, sevdiklerini de kurtaranı öyle sever.
İşte bu halet-i ruhiyeye binaen; insan, eğer her insana ait enva'-ı ihsanat-ı İlahiyeden yalnız bunu düşünse ki: Benim Hâlık'ım beni zulümat-ı ebediye olan ademden kurtarıp bu dünyada bir güzel dünyayı bana verdiği gibi, ecelim geldiği zaman beni i'dam-ı ebedî olan ademden ve mahvdan yine kurtarıp bâki bir âlemde ebedî ve çok şaşaalı bir âlemi bana ihsan ve o âlemin umum enva'-ı lezaiz ve mehasininden istifade edecek ve cevelan edip tenezzüh edecek zahirî ve bâtınî hâsseleri, duyguları bana in'am ettiği gibi, çok sevdiğim ve çok alâkadar olduğum bütün akarib ve ahbab ve ebna-yı cinsimi dahi öyle hadsiz ihsanlara mazhar ediyor ve o ihsanlar bir cihette bana ait oluyor. Zira onların saadetleriyle mes'ud ve mütelezziz oluyorum. Madem اَلْاِنْسَانُ عَب۪يدُ الْاِحْسَانِ sırrıyla, herkeste ihsana karşı perestiş var. Elbette böyle hadsiz ebedî ihsanata karşı; kâinat kadar bir kalbim olsa, o ihsana karşı muhabbetle dolmak iktiza eder ve doldurmak isterim. Ben bilfiil o muhabbeti etmezsem de bil'istidad, bil'iman, binniyye, bilkabul, bittakdir, bil'iştiyak, bil'iltizam, bil'irade suretinde ediyorum, diyecek ve hâkeza... Cemal ve kemale karşı insanın göstereceği muhabbet ise, icmalen işaret ettiğimiz ihsana karşı muhabbete kıyas edilsin. Kâfir ise, küfür cihetiyle hadsiz bir adavet eder. Hattâ kâinata ve mevcudata karşı zalimane ve tahkirkârane bir adavet taşıyor.
(Onbirinci Lem'a/10. Nükte)
Lemalar - 58
قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُون۪ى يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ
âyetinde i'cazlı bir îcaz vardır. Çünki çok cümleler, bu üç cümlenin içinde dercedilmiştir. Şöyle ki: Şu âyet diyor ki: ALLAH'a (celle celalühü) imanınız varsa, elbette ALLAH'ı seveceksiniz. Madem ALLAH'ı seversiniz, ALLAH'ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise, ALLAH'ın sevdiği zâta benzemelisiniz. Ona benzemek ise, ona ittiba etmektir. Ne vakit ona ittiba etseniz, ALLAH da sizi sevecek. Zâten siz ALLAH'ı seversiniz, tâ ki ALLAH da sizi sevsin."
İşte bütün bu cümleler, şu âyetin yalnız mücmel ve kısa bir mealidir. Demek oluyor ki; insan için en mühim âlî maksad, Cenab-ı Hakk'ın muhabbetine mazhar olmasıdır. Bu âyetin nassıyla gösteriyor ki; o matlab-ı a'lânın yolu, HABİBULLAH'a ittibadır ve Sünnet-i Seniyesine iktidadır.
(Onbirinci Lem'a/10. Nükte)Lemalar - 57
Joannes Khrysostomos'un İmparatoriçe Eudoksia aleyhindeki hücumlarından bıkan İmparator Arkadios(Arcadius), Kadıköy'de sinod üyelerini toplamış ve bu konuyu görüşmelerini istemişti. Sinod üyeleri, patriğin Eudoksia'ya hakaret ettiğini ileri sürerek cezalandırılmasını istemişler, böylece 20 Haziran 404'de sürgün cezasına çarptırılmıştı. Ancak çok sevilen patriğin sürgün edilmesi ile ayaklanma çıkmış, sürgün kararı verenler saldırıya uğramıştı. Her taraf ateşe verilmeye başlanmıştı. Saray halk tarafından kuşatılmış, Eudoksia'nın hayatı tehlikeye girmişti. Her tarafta katliam oluyordu. Eudoksia da yaptıklarından pişman olmuştu ve patriğin geri getirilerek İmparatordan isyanın durdurulmasını istiyordu. Can ve mal emniyetinin tehlikeye girdiği bu sırada ilk Ayasofya kilisesi de 20 Haziran 404'te yani patriğin sürgün edildiği gün yakılmıştı. Yangında orta nefin ahşap çatısıyla mihrab tarafları yanmış, yangının kendiliğinden sönmesi ile diğer kısımlar kurtarılmıştır. Kürsü ile patrik sandalyesi ise, bu tarihlerde Fener'de patrikhane kilisesinde bulunduğundan, kurtarılabilen kısımlar arasında yer almıştır.
Sayfa 43 - Osmanlı Araştırmaları Vakfı Yayınları·Kitabı okuyor
44 yıllık bir ömrü olan ilk Ayasofya binası, 20 Haziran 404 günü, sevgili patrikleri Joannes Khrysostomos'un sürgün edilmesini protesto edenlerin isyanı sırasında yakılmıştır. Bu yakılma hadisesi şöyle gelişmiştir; Kasım 403'te İmparatoriçe Eudoksia Büyük Kilise'nin arkasında bir sütunun üzerine diktirdiği kendi gümüş heykelinin açılışını, bol çalgılı, mimus ve dans gösterilerinin yapıldığı bir pagan şenliğiyle kutlamıştı. Belagatı, dürüstlüğü ve dine bağlılığı ile tanınan İstanbul Piskoposu Aziz Joannes Khrysostomos ise, saraydaki israf ve hayat tarzını Ayasofya'da yaptığı konuşmalarla tenkit ederken, bu heykel dikme olayını da şiddetle kınamış ve vaazı sırasında Eudoksia'yı Tevrat'taki kraliçe İsabel'e benzetmişti. Bu arada bazı din adamlarını da hedef aldığından düşmanları çoğalmıştı.
Sayfa 43 - Osmanlı Araştırmaları Vakfı Yayınları·Kitabı okuyor
Tarihler Eudoksia'yı güzel, fakat ahlaken zayıf olarak tanıtırlar. Kocası İmparator Arkadius ise, özellikle ülke yönetimini harem ağalarından Eutropius'a bırakmıştı. Bu sırada Frigya'da bir isyan çıkmış, isyanı bastırmakla görevlendirilen Eutropius başarısız olmuştu. İsyancılar Eutropius'un başını istiyorlardı. Eudoksia, bunu fırsat bilerek, oğlu Theodosius'a hakaret ettiği bahanesiyle İmparatordan harem ağasının cezalandırılmasını istedi. Eutropius, bunu duyunca zaman kaybetmeden Ayasofya'ya sığındı. Orada emniyette olacaktı. Tören masasının(altar) altına saklanan Eutropius, patrik Khrysostomos tarafından takdis edildi ve bağışlandı. Eutropius, hayatının da bağışlandığını kabul ederek Ayasofya'nın dışına çıktı. Ancak düşüncesinde yapılmıştı. Hemen tutuklanarak Kıbrıs'a sürgün edildi. Böylece önemli bir rakibini ortadan kaldıran Eudoksia, sarayda daha etkili olmaya başlamıştı.
Sayfa 42 - Osmanlı Araştırmaları Vakfı Yayınları·Kitabı okuyor