Cem Vardar

Hem esmanın nakışları ve cilveleri insanda var; onlar ile o kudsî manalara şehadet eder. Hem insan, zaafıyla ve acziyle ve fakrıyla ve cehliyle diğer bir tarzda âyinedarlık edip, yine zaafına fakrına merhamet eden ve meded veren zâtın kudretine, ilmine, iradesine ve hâkeza sair evsafına şehadet eder. İşte daire-i kesretin müntehasında ve en dağınık cüz'iyatında, sırr-ı vahdetle binbir esma-i İlahiye, zîhayat denilen küçücük mektublarda temerküz edip açık okunduğundan, o Sâni'-i Hakîm zîhayat nüshalarını çok teksir ediyor. Ve bilhâssa zîhayatlardan küçüklerin taifelerini pek çok tarzda nüshalarını teksir eder ve her tarafa neşreder. (İkinci Şua/1.Makam/1.Meyve) Şualar - 10
Din
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
12 Haziran 1985 tarihli yazısından alıntı...
Aslında İstanbul'da sadrazamın, şeyhülislâmın, İstanbul kadısının belli bir ofisi yoktu. Kamu binaları, yani bugünkü gibi resmi daireler yakın zamanların icadıdır. Her yüksek memurun konağı, onun ofisiydi aynı zamanda... İlk defa 17. yüzyılın ortalarında, Derviş Paşa'dan itibaren bugünkü Bâbıâli sadrazamın konağı ve resmi ofisi olarak devamlı kullanılmaya başlandı. O zaman bina ahşaptı. Ahşap devrin kalıntısı olarak, Gülhane Parkı'na doğru Alay Köşkü Caddesi üzerindeki kapının halen ahşap kaplama olduğu görülür. Bu semtin ve konağın adı olan Bâbıâli; sarayın dışındaki devlet bürokrasinin ve dış dünyanın gözünde Osmanlı hükûmetinin de adı oldu böylece.
Sayfa 83 - Kronik Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Bâbıâli Denen Yer
Sublime-Porte, Hohe Pforte, Vhorniy Dvor; Londra, Berlin, Paris, Viyana ve St. Petersburg(Petrograd) gibi Avrupa başkentlerinde, Osmanlı hükûmeti böyle adlandırılırdı; "Bâbıâli"nin yabancı dillere çevirisiydi ve Quai d'Orsay, Wilhelmstrasse veya bugünkü Kremlin ve Beyaz Saray(WhiteHouse) gibisinden adlandırımaydı bu sözcükler. Ama hemen belirtelim, 19. yüzyıla kadar Bâbıâli sözü, Osmanlı'nın kendi zihninde Paris, Londra, Viyana'daki devlet adamlarına yaptığı oturaklı çağrışımı yapmazdı doğrusu. Gerçi "devlet kapısı" yaygın bir deyim, ama kapı olan yer birkaç taneydi: Sarayın kapısı "Bâb-ı Hümâyun" yani "emperyal kapı" , gene sarayın içinde de orta kapı "Bâbüsselâm" iç kapı ise "Bâbüssaâde" diye adlandırılırdı. Sonra şeyhülislâmın ofisine 'Bâb-ı Meşîhat', yeniçeri ağasının ofisine 'Ağakapısı', defterdarlığa 'Bâb-ı Defterî' deniyordu. Sadrazamın konağına Bâbıâli veya Bâb-ı Âsafî denirdi ama Bâbıâli kalıcı ismi oldu...
Sayfa 82 - Kronik Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
...Hem herbir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında hükmetmezse; güzel ahlâkın esasları olan ihlas, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlahî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zahirî asayiş ve insaniyet altında, anarşistlik ve vahşet manaları hükmeder; o hayat-ı şehriye zehirlenir. Çocuklar haylazlığa, gençler sarhoşluğa, kavîler zulme, ihtiyarlar ağlamağa başlarlar. Buna kıyasen, memleket dahi bir hanedir ve vatan dahi bir millî ailenin hanesidir. Eğer iman-ı âhiret bu geniş hanelerde hükmetse, birden samimî hürmet ve ciddî merhamet ve rüşvetsiz muhabbet ve muavenet ve hilesiz hizmet ve muaşeret ve riyasız ihsan ve fazilet ve enaniyetsiz büyüklük ve meziyet o hayatta inkişafa başlarlar. Çocuklara der: "Cennet var, haylazlığı bırak." Kur'an dersiyle temkin verir. Gençlere der: "Cehennem var, sarhoşluğu bırak." Aklı başlarına getirir. Zalime der: "Şiddetli azab var, tokat yiyeceksin." Adalete başını eğdirir. İhtiyarlara der: "Senin elinden çıkmış bütün saadetlerinden çok yüksek ve daimî bir uhrevî saadet ve taze, bâki bir gençlik seni bekliyorlar. Onları kazanmağa çalış." Ağlamasını gülmeye çevirir. Bunlara kıyasen cüz'î ve küllî herbir taifede hüsn-ü tesirini gösterir, ışıklandırır. Nev'-i beşerin hayat-ı içtimaiyesiyle alâkadar olan içtimaiyyun ve ahlâkiyyunların kulakları çınlasın! İşte iman-ı âhiretin binler faidelerinden işaret ettiğimiz beş-altı numunelerine sairleri kıyas edilse kat'î anlaşılır ki; iki cihanın ve iki hayatın medar-ı saadeti yalnız imandır. *-*-* (Meyve Risalesi'nden 8.Mes'ele) İman ve Küfür Müvazeneleri - 234
Din
....Mahlukatın en mükerremi, belki en a'lâsı olan insan, eğer bozulsa, bozuk hayvandan daha ziyade bozuk olur. Müteaffin maddelerin kokusuyla telezzüz eden haşerat gibi ve ısırmakla zehirlendirmekten lezzet alan yılanlar gibi, dalalet bataklığındaki şerler ve habîs ahlâklar ile telezzüz ve iftihar eder ve zulmün zulümatındaki zararlardan ve cinayetlerden lezzet alırlar; âdeta şeytanın mahiyetine girerler. Evet cinnî şeytanın vücuduna kat'î bir delili, insî şeytanın vücududur. (Onüçüncü Lem'a/10. işaret) Lemalar - 82
Din