Merhaba Bilge Karasu.
Böyle bir düşünürden, böyle farklı bir yazardan bugüne kadar mahrum kaldığım için içim de kalan küçük bir buruklukla bitirdim kitabı.
Bilge Karasunun salt bir edebiyatçı olduğunu söylemek hata olur sanırım. Onu daha çok felsefe ve edebiyatı iç içe geçirmiş, felsefi düşüncelerini edebiyat aracılığı ile aktarmaya çalışan bir düşünür olarak değerlendirmenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Çünkü yazarı okurken birden kendimizi varoluşun anlamı, özümüzü var etme, yaşamın anlamlılığı ve anlamsızlığı, varoluşun bireyde yaratmış olduğu korku, ölümün varlığının bireyde yaratığı kaygı, telaş ve endişe üzerine düşünmeye sevk olmuşken buluyoruz kendimizi. Bu durumda okuyucuyu edebi bir kaygı yerine felsefi bir düşünceye sevkediyor.
Yazar okuyucuya varoluşun- doğal olarak varoluşun beraberin de getirdiği hiçliğide- bireyde yaratmış olduğu çatışmayı simgesel bir dile sunuyor okuyucuya.
Kitapta cümlelerin arasına gizlenmiş bireyin iç dünyasını, korkuyu, şiddeti, tutkuyu, umudu, umutsuzluğu ve ölümü sezinleyebilmekteyiz. Eser de varoluş sancıları, yok olma kaygıları ete kemiğe bürünerek okurun iç dünyasında soru işaretleri yaratıyor. Hemen hemen her masalda ölüm ve yaşamın iç içe olduğu ve bunun bireyde yaratmış olduğu kaygıyı cümle aralarına bakarak görmek pek mümkün. Dünya da bilinen her masal ortalama mutlu son ile biterken yazarın bize sunduğu masalların hemen hemen hepsinin sonu ölüm- mutsuzlukla-ile bitmekte. İşin ironik kısmıda bu sanırım. Yaşamın kendisinin sonu yok olmak ve yaşamın kendisi de kaygı ve anlamsızlıktan ibaret.
Bununla birlikte ilk masalda ölümün kendisine anlam katma durumu da söz konusu. A. Camus da maruz bırakılınan yaşam karşısında iki seçenek vardır; gerçek intihar ve felsefi intihar. A. Camus’a göre gerçek intihar hayat