daha ne olsun, mutsuzluğun
kıyısında yaşamak bu
buhur yakarak, tütsü koklayarak
ve üstüne çiğ düşmüş, sis çökmüş günlerin anısına hürmeten
yazarak Şirâze
kudüm ve ney, hüzün ve mey âhengiyle sen ey!
geçmişten bile daha ırak
tüm kapılar aynı kuvvetle çalınır dehşetin sesi bu: tak! tak! tak!
belki de en zoru bunca çilekeşliğin yanı sıra seni sesli anamamak,
gönlümce benim renklerime boyayarak anlatamamak
ve kapına kadar gelip İstinye’den Şirâze, ne gizler diye ardına bakamamak
orada dur, harmonisi bozulmasın yokluğunla kaynaşmışlığımın
orada dur Şirâze, kalıntılarının yakınında sevdamın
ezanı dinledim bir kandil sabahı Şehzâde Caddesi’nde
gece seher vaktine durmuş, zaman sanki vakfede
zikrin sesi içimin en derin kuyularında yankılandıkça Şirâze
Beyaz Gül kokusu yayılıyor buram buram; Medine gül’ü, Isparta gül’ü…
ve ben âyetlerle besleniyorum
rüyâlarımda çıktın diye karşıma o sabah
Eski Antakya’nın dar sokaklarında anılarıma gizleniyorum
bütün kalemlerim mora çalsa da çizgilerimde var telâşı siyahın
ne uzak ne yakın, yok ki mesâfesi gitmiş olmanın
ak’lamıyorum kendimi ey! adımı yanına yakıştıramadığım
yine okyanuslar geçiyorum da aklımdasın
orada dur, orada… ne zaman dönsem seni bulacakmışım gibi