Belki de şu ana kadar insanın gerek biyolojik yapısı, gerekse biyo-psişik yapısı ve yetenekleri, varoluşu vs. hususlarında, elde edilen verilere, tarihin hiçbir döneminde ulaşılamamıştır ama; insanla ilgili geçmişte ulaşılan bilince ve kavrayışa ulaştığımızı söylemek o kadar kolay değildir. İnsanın biyolojik yapısına ilişkin bilgi birikimi, geçmişle mukayese edilemiyecek başarılarla doludur ve toplumsal olarak nasıl bir varlık oluşuna ilişkin çalışmalar hiç bu kadar çok olmamıştı. Fakat buna karşın çağdaş insan, kendisi, evrendeki yeri ve nihai kaderi konusunda, hiçbir zaman bugün olduğu kadar çaresiz ve yalnız olmamıştı. Bir anlam da insanın kendisine ilişkin bilimsel araştırması, gerçekte ne olduğu ve nihai sonunun ne olacağı hususlarındaki soruları daha karmaşık ve içinden çıkılamaz bir hale getirmiştir. Bir yandan bilgisini artırırken, diğer yandan cehaletinin derinleşmesinin farkına varmanın çelişkisiyle karşı karşıya kalmıştır. Geleneksel dünya görüşünün bilgece tasvirleri yerine bilimsel metodolojinin yol göstericiliğini tercih etmiş ama bizzat kendisi hakkındaki açlığını dahi duyuramamıştır.