İnsanda ta baştan beri Akıl geliştirme potansiyeli ve aklen kavranacak şeyleri kavrama eğilimi vardır. Bu potansiyel yahut hazır olma haline, saklı akıl (akl bi-el kuvve) yahut doğuştan akl (akl garizi) adı verilir. Sonra bu akıl kemale erişinceye dek Allah'ın yaratıcı faaliyeti ile azar azar gelişir. Bu şekilde mükemmelleşen akla 'kazanılmış akıl' (akl mustefad) denir.
Maturidi tezinin dayanak noktası Allah bilgisini zorunlu kılanın ne olduğunda yatar. Bu Akıl mıdır? yoksa şeriat mıdır?
Burada, Allah bilgisinin (marifetullah) zorunlu doğası varsayılmaktadır ve bu konumda marifet iman ile anlamdaştır. Gerçekte ele alınmakta olan soru, Allah bilgisinin insanı düşünecek duruma gelir gelmez mi bağladığı, yoksa bağlı bulunduğu Camiaya bir Resul gönderilip o camiayı insanın bilmesi gereken herşey konusunda aydınlattıktan sonra mı bağlayıcı olduğudur. Genellikle Maturidiler ilk alternatifi, Eşariler ikinciyi seçmişlerdir, ve bunlar bu bakımdan birbirlerine kesinlikle zıddırlar.
İnsan Allah'ı ne ile bilir? Verdikleri cevap hayli yalındı: Akıl ile. Ve onların düşünüşünde akıl bütün insanlara şamil ve herkeste eşit olan birşeydir. Kâfirler ve Müminler tamamıyla ayni tür Akıl'a sahiptirler. Akıl bakımından konuşacak olursak, bir Peygamber ve sıradan bir insan arasında bile hiçbir fark olamaz.
Ve 'Akıl yolu ile bilmeden' kasdettikleri şey, akıl yürütme ve tümdengelim (istidlal) ile elde edilen bilgi, mantıki tartışmaya dayalı bilgi idi.
Allah sevgisi ve Allah korkusu bulunmayan tasdik hiçbir şekilde gerçek iman değildir. Bu, Firavun'un, Yahudilerin, ve İblis'in tasdik'i gibidir. Bu yüzden evvelki otoriteler, iman'ın yalnızca marifet (bilgi) olduğunu beyan eden Cemilerin teolojik tavrını onaylamamışlardır.