Slmkvrmcgl

Sonuç olarak şunu ifade edelim ki, keşfin bağlayıcılığı konusunda mutasavvife arasında her ne kadar bir birlik yoksa da, Mu'tezile ve Ehl-i sünnet kelamcılarının keşfi, objektif bir bilgi yolu olarak görmemeleri, söz konusu kavramın da ilhâm gibi bağlayıcı bir nitelik taşımadığını ortaya koymaktadır. Bize göre Şia'nın bu konudaki eğilimi de, sonucu değiştirici mahiyette görülmemelidir. Çünkü onların bu görüşü, söz konusu mezhebin itikadi esaslarından kaynaklanan bir özellikten başka bir şey değildir. Zira onlara göre inanç esaslarından biri de, imamlara iman etmektir. Hal böyle olunca elbette ki bu durumda imamların sözleri de, ümmeti bağlayıcı nitelikte kabul edilmelidir, nitekim de öyle olmuştur.
Sayfa 68·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kur'ân akla hitap ettiği gibi duyulara da hitap etmektedir. Çünkü Kur'ân'a göre düşünme duyu verilerine bağlıdır. İşte bu Kur'an'ın ortaya koyduğu empirist ve realist bir tavırdır. Fakat Kur'ân, akıl bulunmayınca duyuların bir değer taşımadığını da ayrıca ifade etmektedir. Çünkü duyuların sağladığı malzemeleri birleştirerek ortaya bir hüküm çıkaran akıldır. İşte bilgi de zaten aklın ortaya koymuş olduğu bu hükümlerden ibarettir.
Sayfa 57·Kitabı okudu
...gök cisimleri sayesinde insanlara gelecekleriyle ilgili yorum yapma imkânı sağlayan astroloji, kişilerin eşya üzerinde fiziki tesirler meydana getirmesini konu edinen parapsikoloji, fertlere, ruhlarla ilişki kurarak onlardan bilgi alma yollarını gösteren spritizm gibi ilimler ve kişileri trans haline geçirerek onlara telkinde bulunmayı mümkün kılan hipnotizma ve telepati gibi olaylar insanoğluna, görünen âlem dışında fizikötesi bir alemin mevcudiyeti konusunda bir fikir vermektedir.
Sayfa 31·Kitabı okudu
vahyi kabul ya da reddetme konusunda yegâne âmil, insanın sahip olduğu irâde hürriyetidir. Ancak hemen belirtelim ki, sözkonusu irâdeye tesir eden bazı faktörler de vardır. Kur'ân-ı Kerîm bunları akl-ı selim (sağduyu) ve hevâ (nefsi arzular) olarak takdim eder. Buna göre insan akl-ı selimine tâbi olursa, ilâhî irâdenin istediği doğru yola, imâna ve kabule yönelecek, hevâsına uyarsa inkâra ve yanlışa sapacaktır. Bundan dolayıdır ki vahiy, hevâ ile hep bir hesaplaşma içerisinde olmuştur. Zîrâ insanlığın, hevâ ve hevesine uyduğu müddetçe doğru yolu bulması asla mümkün değildir. İşte vahiy insanlara, bütün bu olumsuzluklardan kurtulmanın yollarını göstermektedir.
Sayfa 23·Kitabı okudu
Bilindiği gibi insanda akıl ve ilim kuvveti yanında gadap, şehvet, hevâ, sevgi ve nefret gibi birçok duygu ve meyil de vardır. Sayet bu duygular terbiye edilmeyip kendi haline bırakılırlarsa, akıl ve ilim kuvvetine karşı üstünlük sağlayabilirler.