İslâm öncesi zamanlarda bu kelime (akıl), insanın, değişen durumlarda gösterdiği "pratik zekâ"yı ifade ederdi. Akıllı adam, en beklenmedik olaylar karşısında dahi bir çözüm yolunu bulup tehlikeden kendisini kurtaran adam idi. Bu çeşit pratik zekâ, Islâm öncesi Araplar arasında takdir ve hayranlık görürdü. Zaten çöl şartları içinde başka türlü güvenle yaşamak da mümkün değildi. Ünlü soyguncu şair Şenfere, varlığını, bu tür zekâsına boçlu olduğunu gururla ifade eden şu şiirinde, aklı tam bu anlamda kullanır:
لَعَمْرُكَ مَا بِالْأَرْضِ ضِيقَ عَلَى امْرِي * سَرَى رَاغِباً أَوراهبًا وَهُوَ يَعْقِلُ.
"Başın için (söylüyorum ki) insan aklını kullandığı sürece ister arzuladığı şeye gitsin, ister sevmediği bir şeyden kaçsın, insana yer yüzünde hiçbir sıkıntı ulaşmaz.
Kur'ân'da da ilim, zannın, tutarsız, sahte bilginin zıddı olup, iyi oturmuş sağlam bilgidir. O halde zahirde ilmin bu anlamında değişen bir şey yoktur.
Ancak ilmin oturduğu sağlam zemini gözden geçirirsek, iki sistemdeki ilim anlayışının değiştiğini görürüz. Söylediğim gibi ilim, bilginin güvenilir bir parçasıdır. Sağlamlığı, objektif bir şeyle garanti edilmiştir. Çünkü o, iyi bir kaynaktan gelmektedir. Buraya kadar Islam öncesi şiirdeki ilim anlayışı ile Kur'ân'ın ilim anlayışı aynıdır. Yalnız ilmin alındığı sağlam zemine, kaynağa gelince iş değişir.
Kur'ân'da ilim kelimesi, ilâhî vahiy düşüncesinden meydana gelen bir alana oturtulmuş ve bu alanda cahiliyye çağındakinden başka kelimelerle temasa getirilmiştir. Artık şimdi ilim, başkasından değil, doğrudan doğruya Allah'ın vahyinden alınan bilgidir
Cahiliyye çağında ilim, bir kişinin, bir şey hakkında şahsi tecrübesiyle elde ettiği bilgi demekti. Bu anlamda ilim, zannın zıddı idi. Zan, tecrübeden değil, sübjektif düşünceden hasıl olan, bundan dolayı güvenilemiyen bilgi idi. İslâm öncesi devrin şairi Tarafa'nin, aşağıdaki beyti, ilim ile zan arasındaki bu ayrılığı gayet güzel belirtir:
وأَعْلَمُ عِلْمًا لَيْسَ بِظَنْ أَنَّهُ إِذَا ذَلَّ مَوَلَّى الْمَا فَهُوَ ذَلِيلُ.
Şair diyor ki: "Ben deneyimle bilirim ki kişinin mevlâsı (efendisi) zelil olursa, kendisi de zelil olur." ve şair bunun zan değil, kendi bilgisi (ilmi) olduğunu belirtiyor. Bu sözüyle demek istiyor ki: Bu kesin bilgidir, çünkü kendi tecrübesinden hasıl olmuştur, objektif tutarlığı olmıyan güvenilmez zan gibi değildir.
Filozoflara göre kendilerinin "Allah'ı", Kur'ân'in tarif ettiği yaratıkların rabbi olan Allah'tan başkası değildir. Fakat Gazali gibi, felsefi fikirlerin üzerindeki perdeleri şiddetle yırtıp bunların gerçek mahiyetlerini ortaya koymağa çalışan bir insan da sahnede belirmektedir. Gazâli, Ibni Sina'nın "yaratma" fikrinin nasıl bir sahte yaratma, düzme-yaratma olduğunu, gerçekte Kur'ân'da belirtilen Allah'ın yaratmasiyle bir ilgisi bulunmadığını, bunun küfür sayılabileceğini, zira Yeni Eflâtunculuğun başka kılığa girmiş bir şeklinden ibaret olduğunu gösterir.