Gazzali, kalp ile görmenin göz ile görmeye benzediğini, hatta gördüğü halde anlamamanın kalpte gerçekleştiğini, bundan dolayı asıl paslanmanın, körleşmenin ve mühür basılacak şekilde anlama yetisini kaybetmenin de burada olduğunu ayetlerle temellendirir. O kadar ki, dinin özünü kavramanın yolu basiret nuru veya kalp gözüyle anlamaktan geçer.
Gazzali'ye göre ilim ile marife(t) kavramları arasında fark vardır. İlkinde duyusal veriler öncelenirken, ikincisinde bunlara ilaveten kalp işlevsel olur ve şüpheye yer yoktur.
Evet, "Bilim", aklın bir ürünüdür, ama bilgiyi kavramamız ve edinmemizin nasıl olacağı sorusuna verilen cevabın insani bir boyutu vardır. Din, bu anlamda, çağdaş bilimin sağlıklı büyüyebileceği entelektüel bir iklimin oluşturulmasında tarihî bir rol oynamıştır.
Günümüz insanına "İslâmi İlim"ler ifadesinin sunduklarını tartışmak için öncellikle "İslam", "bilgi" ve "İlim" terimlerinin kavramsallaşmasını tahlil etmek gerekir; zira her medeniyeti, diğer medeniyetlerden farklı ve biricik kılan özellik, "bilgiye dair tasavvurlarıdır.
Aktif Akıl; duyuların verilerini analiz eden, tikelden tümele giden ve kavramsal bilgiyi üreten, bu anlamıyla doğru ve yanlış olma ihtimalini barındıran pasif akıldan daha farklıdır. Bu akılda, bilgelik ve basiret hakimdir; bu, görme ve bilme anlamından daha fazlasını içerir. Burada doğrudan bir bilme söz konusu olup: duyulara ihtiyaç yoktur.
Bu anlamıyla bir yeti de değil, fiil halinde bir varlıktır. Duyarlılık, hayal gücü ve bellek gibi tabiatın bir ürünü, ruhun gelişmesinin bir sonucu oluşmamıştır. O, hiçbir suretle bir ürün, bir sonuç değildir, ruhtan önce var olan ve onunla mekanik bir şekilde birleşen mutlak bir ilkedir. Bunun için pasif akılda ölümlülük, bireysellik ve diğer canlılarla ortaklık söz konusuyken; aktif akılda, ölümsüzlük, madde dışı ve insanın ilahi yön baskındır.