Her birimiz türlü acılar çekmiştik. Zaman hepimizi yakıp geçmişti ve büyümüştük... "Bırak artık" dedim. "Bırak, uğraşma kimse için... Kimse, kimsenin ölümüne bağlamasın saadetini..."
10/10 puan
Bir genç kız düşünün... Yirmi yaşında! Hayata dair umutları, hayalleri var. Ve bir gün
Bir gün hava soğuk olduğu için ertesi gün giyeyeceği kıyafeti kurutmaya çalışırken, ertesi gün dört duvar arasında bir hapishanede buluyor kendini. Sonra anlatmaya başlıyor kısacık ömrüne zorla sıkıştırılmış hüzünlerini. Daha küçük yaşta başlamış olan ve onun peşini bırakmayan berbat kaderini. Bir bakıyorsunuz hapishanede yaşanan, kah gardiyanlarca kah mahkumlarca yapılan eziyetler, bir bakıyorsunuz geçmişinde anasının, babasının, üvey abisinin, halasının, hele ki nefret edilesi amcasının yaptıklarını yaşıyorsunuz o genç kızla.
Ne yazarın ilk kitabı olduğunu anlıyorsunuz, ne de bir kadının iç dünyasını nasıl bu kadar anlayıp anlatabildiğini. O kadar sürükleyiciydiki 2 günde bitirdim. Yeri geldi güldüm, yeri geldi gözlerim doldu, yeri geldi isyan ettim adaletsiz dünyaya.
Sıcacık evlerimizde otururken, bizden apayrı bir dünyanın kapılarını açıp içeri bakmak isterseniz mutlaka okumalısınız bu kitabı. Hayatın gerçeklerini…
Bu durumlarda sadece kocamı ayarttın bahanesiyle kadınlara suç bulmak ne kadar doğruydu? Sanki erkeklerin hiç suçu yokmuş gibi, aldatılma konusunda bütün suçu kadınlara yüklemek, erkeğin iradesiz aklı yetmeyen, aciz bir varlık olduğunu kabul etmek değil miydi? Peki kim ister böyle bir erkekle hayat geçirmek, onun için hayat boyu çıkabilecek sorunlarla savaşıp ömür geçirmek?
"Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
Yıldızlar, aydınlık fikirler gibi
tavanda salkım salkım
Bu gece dağ başları kadar yalnızım.
Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından,
Dudaklarımda eski bir mektep türküsü
Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim,
Gözlerim, gözlerini arıyor durmadan
nerdesin?"