Bir kitap, herkesten uzak bir köşe, şiir ve sessizlik
Hayat lütuf bana, sevinç sebebi
Ne gam, cennete çıkmasa da yolum
Kalbimde buldum sonsuz cenneti..
Kitabı bitirdiğimde içimde kalan his tam olarak şuydu.
Sanki uzun bir yolculuktan dönmüşüm ama eve mi vardım, yoksa ev dediğim yer artık bambaşka bir yer mi, emin değilim. Bu kitap, bir hikâye anlatmaktan çok, insanın kendine sorduğu o zor soruları fısıldıyor.
Roman bizi İsyan Kitabdar’ın hayatına davet ediyor. Daha ilk sayfalardan itibaren bunun sıradan bir yaşam öyküsü olmadığını anlıyoruz. Doğu ile Batı arasında sıkışmış bir coğrafyada kimliklerin, inançların ve dillerin iç içe geçtiği bir dünyada büyüyen bir adamın hikâyesi bu. Ama aslında sadece İsyan’ın değil yurdundan kopmuş hiçbir yere tam ait hissedememiş herkesin hikayesi.
Maalouf’un en güçlü yanı tarihi ve politik kırılmaları insanın kalbine değmeden anlatmaması. Savaşlar, sürgünler, devrimler romanda büyük olaylar gibi değil insanların hayatını sessizce ama geri dönülmez şekilde değiştiren dalgalar gibi yer alıyor. Okur olarak biz de bu dalgaların içinde savruluyoruz. Bir limandan diğerine geçiyoruz ama hiçbir liman tam anlamıyla sığınak olmuyor.
Kitabın merkezinde yer alan aşk ise alışıldık bir romantizm sunmuyor. Daha çok, zamanın ve şartların aşındırdığı bir sevgi bu. Kavuşamamanın, suskunluğun ve beklemenin içimize işleyen hâli… Maalouf, aşkı büyük cümlelerle değil, eksik kalan anlarla anlatıyor. Belki de bu yüzden bu kadar gerçek.
Doğu’nun Limanları, aidiyet kavramını sürekli sorgulayan bir roman. İnsan bir yere mi aittir, bir kişiye mi, yoksa sadece kendi hikâyesine mi? Maalouf bu soruya net cevaplar vermiyor okuru düşünmeye, hatta biraz da huzursuz olmaya davet ediyor. Çünkü bazı soruların cevabı yoktur, sadece yankısı vardır.
Bu kitabı okurken sık sık durup düşündüm: Benim limanım neresi? Hangi anlarda kendimi sürgünde hissediyorum? Hangi bağlar beni ayakta tutuyor? Eğer bir kitap okuru kendi