"Bu kapıdan dışarı çıktıktan sonra, belki de ancak beni tanıyanların zihinlerinde var olacağım" dedi. "Belki de bir portakal kabuğu olacağım, kim bilir?"
Beş bin, altı bin, yedi bin yıldan beri yaşıyor. Ben de yaşıyorum o zamandan beri ama birbirimizi görmeyeli çok oldu. Beni unutmuştu. Ben de onu unutmuştum.
Deniz derinliklerine çekti bir gemiciyi.
Anası habersiz, koca bir mum
yakmaya gidiyor Meryem Ana'ya,
oğlu tez dönsün, denizde fırtına kopmasın diye -
ve hep rüzgarda kulağı,
Ama o yalvarıp yakardıkça,
sessiz ve üzgün bir yüzle dinliyor Meryem,
bilerek beklediği oğlunun bir daha dönmeyeceğini.
"Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim," dedin,
"bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
- bir ceset gibi - gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yılı tükettiğim bu ülkede."
Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın.
Aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma - Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.