Berra Nisa GENÇ, Mucize ve Ben'i inceledi.
46 dk. · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · Puan vermedi

Mucizeler...
Bazen en olmadık zamanlarda gerçekleşenler, ya da yaşadığımız karmaşadan dolayı fark edemediklerimiz...
Bugün, bu incelemenin yönetmeni benim, ve senden kendi hikâyenin senaristliğini yapmanı istiyorum.
Emin ol, hikâyesi olmayanın hayatı olmaz. Yarım kalanlar vardır, mutlu sonla bitenler, karmaşa içerisinde yolunu bulmaya çalışanlar, ya da bitip bitmediğini hiçbir zaman öğrenemediğimiz hikâyeler. Hepsi mucizevi bir şekilde hayat verilmiş kalplerin hikâyesidir.
Hiç uzun süre gökyüzünü izledin mi? Sonsuz maviliğin içerisinde kaybolup giderken gözlerimiz, akan kan dolaşırken hızlıca damarlarımızda, çarpar kalbimiz...
Ama gökyüzü bile parçalanır bazen.
Objektif bakalım biraz. Gökyüzü, sadece gündüz gördüklerimizden ibaret değildir.
Sen, sadece bir yıldızın etrafında dönen minik bir gezegensin. Koca evrende, milyarlarca yıldız, milyonlarca gezegen, ve hikayelerini bilmediğimiz nice hayatlar var belki.
Şehir ışıklarından göremediğimiz binlerce yıldız...
Biz daha onları fark edemeden kayan meteorlar.
Hikâyeler, yepyeni hayatlara can verir. Kimi zaman bir şiir, kimi zaman ünlü bir şarkının notası olursun.
Bu senin hikâyen olsun, ve sen başkalarının hikâyelerinin ilham kaynağı...
Çünkü hikâyelerin hayatların etrafında şekillendiği gibi, hayatlar da hikâyelerin etrafında şekillenir.
Bu mucize senin olsun...

Bu şehir...
Islak sokaklar mevsimindeyiz artık…
Bu kalabalık şehre hüzün yağar bu zamanlar…
Yalnızlık yağar caddelerine…
Darmadağın saçlar, ıslanmış yüzler hep yere bakar…
Kahveleri bile dert yüklenir…
Çayları daha bir demli…
Unutulan sevgililer hatırlanır veya sevgililer unutulmaya çalışılır… (Abdullah Özdoğan)

mahmut yiğiter, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

şarkılar söyleyeni azaldıkça güzelleşir
en güzel şarkı eylül’ün getirdiğidir
alacakaranlıktaki yalnızlık sesleri
içimize uçuşan çınar yapraklarından
çekilip gitmekleri buluşmaklar mı
her sabah çocuk her akşam adam
bir bakışta tanıyıp gönüllü sürgünleri
paris son kapaklandığım şehir

Yasak Sevişmek, Attila İlhan (Sayfa 30)Yasak Sevişmek, Attila İlhan (Sayfa 30)

Gök Duvarları - Alaeddin Özdenören
Kalbim gök duvarlarına
Resmini çizer
Gözlerin düşlerimde gezer
Akar içime içime

Ne olursun biraz gül
Gözlerimde o ıslak gül
Baktıkça ben hep büyür
Açar içime içime

Önünde devinen şehir
Saçlarından akan nehir
Rüzgârlar içre zehir
Ağar içime içime

Geçtikçe sulardan yüzün
İncecik dal olur hüzün
Şarkıları yeryüzünün
Doğar içime içime

Yavrucuğum feryadım var
Yağıyor ellerime kar
Mezarcığından ışıklar
Dolar içime içime

Sarar kollarım yerleri
Ay taşırır geceleri
Senin yokluğundan beri
Yığar içime içime

Pusuda mı bencileyin
Herşeycikler geceleyin
Ben nasıl derinlerdeyim
Ki yıldızlar gökyüzünden
Yağar içime içime

mahmut yiğiter, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

bir vuruşta kim kalbimi bulabilir
el değmedik yerlerimde saklıyorum
bazen adımın son harfinde gizlidir
bazen ben bile bulamıyorum
gökyüzünde bir yere çekilmiştir
venedik son telefon çaldığım şehir
almanca vapurları anlayamıyorum
iki ambar kimsesizlik yüklemişler
biraz hamburg oldukça rotterdam
marsilya’dan akordeon gülüşmeleri
batı yansımaları uzak camlardan
tanıdık bir limana demirlemişler
bir kanun taksimiyle uyanıyorum
İstanbul son tutuklandığım şehir

Yasak Sevişmek, Attila İlhan (Sayfa 29)Yasak Sevişmek, Attila İlhan (Sayfa 29)
A., bir alıntı ekledi.
 2 saat önce

“Başka yerlerde bana bir gariplik basıyor. Her insandan korkuyorum. Kimdir bu sokakları dolduran adamlar? Bu koca şehir, ne kadar birbirine yabancı insanlarla dolu.”

Lüzumsuz Adam, Sait Faik AbasıyanıkLüzumsuz Adam, Sait Faik Abasıyanık

Atilla İlhan
Ben Sana Mecburum Bilemezsin.

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından

Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem

Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziran da mavi benekli çocuksun

Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin

Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem

Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.

Şehir hayatı, seksen metrekarelik evlerimize, nefes almanın zor olduğu toplu taşıma araçlarına, birilerine çarpmadan yürümenin imkansız olduğu dar sokaklara bizleri mahkûm etti. Tabiatı parklardaki 3-5 ağaçtan ibaret saymaya başladık.

Yağmur havasıyla gel
Biriktirdiğin bütün düşleri
Sıra sıra gök kuşaklarını
Yanına alıp ta gel
Karşılarım hepinizi
Uzanalım yağmurla göğe
Bir Akyokuş, bir ıslak iniş
Şehir ayakların altında (Kadir Sefa)

Doruklara sevdalandım
Uyandım birdenbire
Haydi dedim yüreğim gidelim bu şehirden
Bu şehir koparmak istiyor beni özlemlerimden
Yorgunum; https://youtu.be/-emTpLh6C5Q