Bu şehir bizi evli görmeliydi, kucağımda gözleri sana benzeyen kızımız ve yanımda sen ..
1000Kitap
Haftanın kitabı ve en sevdiğim anı.. Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları'nın ikincisine geçtim! Gölge Şehir'in gizemli dünyasına dalarken, dış dünyanın gürültüsünü kapatıp, sayfa seslerine ve nostaljik kablolu kulaklığımdaki hafif müziğe sığınma vakti. ✨️
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir mekân ve ruh hâli olarak İstanbul
Şans ve Dans’ta İstanbul yalnızca olayların geçtiği bir şehir değildir. Aynı zamanda duygusal bir coğrafyadır. Karakterler sokaklardan, evlerden, anılardan, suskunluklardan ve yarım kalmış konuşmalardan geçer. Ama bütün bunların arkasında İstanbul hep vardır — bazen görünür, bazen yalnızca hissedilir. Benim için romandaki İstanbul bir kartpostal değildir. Yalnızca nostalji değildir. Yalnızca güzellik değildir. Yalnızca yalnızlık da değildir. İnsanların geçmişlerini yanlarında taşıdıkları bir yerdir. İstanbul; hafızanın geri döndüğü, eski seçimlerin hâlâ sonuçlar doğurduğu, dostluğun, kaybın, aşkın ve pişmanlığın gündelik hayatın içinde yankılanmaya devam ettiği bir alana dönüşür. Şehir yaşanabilir, tanıdık ve sıcaktır — ama aynı zamanda sessizce yabancılaşmıştır. Bu çelişki önemlidir. Çünkü birçok insan şehirleri tam da böyle yaşar: çok iyi bildiği, ama yine de kendisine, başkalarına ve bir zamanlar hayal ettiği hayata uzak hissedebildiği yerler olarak. Şans ve Dans’ta İstanbul yalnızca hikâyenin arka planı değildir. Romanın duygusal ritminin bir parçasıdır. Hafızanın şehri. Şansın şehri. Gecikmiş konuşmaların şehri. İnsanların hâlâ ikinci bir ihtimal bulabileceği şehir.
Herkes bir toprak olacak ama sen toprağımda bir gül gibi yeşereceksin... Ölümün içinde bile ölümsüz olacaksın... Varsın başkası seni öldü bilsinler. Mezarım sen, toprağım sen, yaşadığım şehir sen kokacak... Sen, bende ebedi kalacaksın
Şans ve Dans bir roman olarak nerede duruyor?
Şans ve Dans’ı yalnızca şans, aşk, hafıza ya da kayıp üzerine bir hikâye olarak görmüyorum. Benim için bu roman daha sessiz bir edebî alanda duruyor: duygusal hafıza, yaş almış karakterlerin iç hesaplaşmaları, seçilmiş bağlar ve bazı kayıplardan sonra anlam arayışı üzerine kurulmuş bir alan. Roman, modern anlatının daha yumuşak ve içe dönük damarına yakın duruyor. Karanlık olmak için karanlık olmaya çalışmıyor. Duygularını tamamen saklamıyor. Hüznü umutsuzluğa dönüştürmüyor. Bunun yerine insana yakın kalmaya çalışıyor. Romanda İstanbul yalnızca bir şehir değil, aynı zamanda içsel bir atmosferdir. Geçmişi yanında taşıyan, zamanla değişmiş ama hâlâ bağ kurma, onurunu koruma ve ikinci bir ihtimal arama isteğini kaybetmemiş karakterlerin izini sürer. Kitabın merkezindeki metaforlardan biri danstır. Benim için dans yalnızca hareket değildir. Hayata cevap verme biçimidir. Şans odaya girdiğinde, insanın yerinde kalmakla bir adım atmak arasında verdiği karardır. Bu anlamda Şans ve Dans, hafıza, kader, seçim ve yeniden başlayabilmenin sessiz cesareti üzerine bir roman olarak okunabilir. Erişilebilir ama sığ değil. Hüzünlü ama umutsuz değil. Kişisel ama daha büyük sorulara açık. Belki de roman tam olarak burada duruyor: hafıza ile umut arasında, mütevazı ama samimi bir edebî alanda. #ŞansVeDans #TürkEdebiyatı #ÇağdaşRoman #Edebiyat #KentRomanı #HafızaAnlatısı #BağımsızYazar #KütüphaneGörünürlüğü #BibliyografikVaroluş
Tek kişilik miydi ki bu şehir, Sen gidince bomboş kaldı. Özdemir Asaf
1000Kitap