Tarih, her şeyden önce, o mirasın yaratılması ve kayıtlara geçirilmesidir; gelişme, o mirasın artan bolluğu, muhafaza edilmesi, iletilmesi ve kullanılmasıdır. Tarihi, insanoğlunun sadece ahmaklıklarının ve suçlarının hatırlatılmasını ikaz eden biri olarak değil, çoğaltıcı ve doğurucu ruhların hatırlatılmasınm cesaret verici olduğunu söylemek için inceleyenler indinde, mazi, ümitsizliğe düşürücü, dehşet uyandırıcı hâdiselerin teşhir edildiği bir salon olmaktan çıkar, semavî bir şehir, bin evliyanın, devlet adamlarının, mucitlerin, ilim adamlarının, sanatkârların, müzisyenlerin, âşıkların, ve filozofların hâlâ içinde yaşadıkları, konuştukları, öğrettikleri, yonttukları ve şarkı söyledikleri büyük bir ülke olur. Tarihçi, beşerî varoluşta, insanoğlunun ona verdiğinden başka bir mânâ göremediği için yas tutmaz; bizim gururumuz şu olsun ki, biz kendimiz hayatımıza bir mâna, ve bazen ölümün de ötesine geçebilecek bir önem verebiliriz. Eğer insanoğlu talihli ise, ölmeden önce, kendi medenî mirasını mümkün olduğu kadar toplayacak ve çocuklarına transfer edecektir. Ve son nefesinde, bu tükenmez mirasın, bizi besleyen annemiz ve devamlı hayatımız olduğunu bildiğinden, minnettarlık
duyacaktır.