"Siz, kalbi olan insanlar," dedi, "Size yol gösterecek ve hata yapmanızı engelleyecek bir şeye sahipsiniz ama benim kalbim yok ve bu yüzden çok dikkatli olmalıyım. Oz bana bir kalp verdiğinde bu kadar dikkatli olmama gerek kalmayacak."
"Beynin yok ya ondan anlamıyorsun," dedi kız, "Biz, kanlı canlı insanlar, evlerimiz ne kadar gri ve kasvetli olursa olsun başka bir ülkede yaşamaktansa evlerimizde yaşamayı tercih ederiz. Ev gibisi yoktur."
"En iptidai bir kültürden, en basit bir idealden bile yoksun bırakılan ve devrin karanlıkları, karışıklıkları, kin ve hileleri içinden yolunu kendi kendine bulup yürümek zorunda kalan bu kimsesiz Türk gençliği, Ahmet Kerim'in gözü önünde insanlığın en acılı, en çok gadre uğramış, en çaresiz bir parçası gibi tecessüm ediyordu. Genç adam hayalinde arkasına dönüp sanki kendi arkadaşlarından, kendi çağdaşlarından kurulmuş bir topluluğa sesleniyormuş gibi: 'İşte ben, ben sizin adınıza kurban ediliyorum! Bu, günahlarınızın kefareti olsun!" dedi.