BEŞİNCİ ŞARKI
Tutunamayanların destanıdır bu şarkı,
Dostum Süleyman Kargı.
530 Eller boşta kalıyor, tutunamıyorlar toprağa
Anlatamıyorlar anlatılamayanı.
Anlatmak gerek: Düşman sarmış her yanı
Oysa, mesela Selim Işık
Anlatmadan anlaşılmaya âşık.
535 Böyle adama
(Darılma ama)
Yaklaşmaz hiçbir güzellik,
Doğduğu günden beri kalbinde bir delik,
Almak için bütün sızıları içine.
540 Her zaman utanmıştır başkaları yerine.
Elim varmıyor yazmaya, inmeyelim derine.
Taş devri, Sabri devri, Nihat devri, Tunç devri
Âşık oldu -söyleyemez- utanç devri.
Hep utandı hayatı boyunca,
Yazsan, içinden geldiği gibi anlatsan Selimim...?
Olmaz..! Deli derler adama sonra. Hemen damgayı yapıştırırlar. Daha kötüsü, hiçbir şey demezler. Ya da, bütün çıkardığın gürültünün sonunda bunu mu yazacaktın derler; ayrıca içim o kadar karışmış ki sahtelikleri ayıklayıp temizleyemiyorum.
Öyle bir kapı olmalı ki çalınca, insana hiçbir şey sormadan açsalar: kapının ortasındaki küçük pencereden bakıp da kim o demeseler.
Sonra hemen içeri alsalar beni. Ben anlatmak istesem bile, hemen sustursalar: biz her şeyi biliyoruz.
Her şeyi biliyor musunuz gerçekten?
Evet.
Neden sormuyorsunuz ayrıntıları?
İstediğin zaman anlatırsın. Sana dinlenme fırsatı verdiğimizi de sanma. Hiç anlatmasan da olur. İstediğin zaman gidebilirsin. İstediğin zaman geri dönebilirsin. Anlayış da göstermiyoruz sana.
Özellikle buna çok sevindim.
Anlayış göstermenin sende bir gerginlik yaratacağını, ne zaman isteyecekler endişesini doğuracağını biliyoruz. Sen sormasaydın bunları bile anlatmazdık. Hiçbir sözü sonuna getirmeyi düşünmüyoruz.
Yaşama şartlarını açıklar mısınız?
Burada yemek ve uyuma saatleri belirli değildir. Kimsenin kimseyi dinleme zorunluluğu da yoktur. Birini dinlerken bile sonuna kadar beklemeyebilirsin: sözün yarısında dışarı çıkarsın canın isterse. İstemezsen hiç karşılık vermezsin konuşmalara. Yemeğe, isteyen tatlıdan başlar, isteyen de yemekten önce kahvaltı eder. İsteyen bütün gün gecelikle dolaşır, isteyen de elbiseyle yatağa girer.
Biraz korkutuyor bu hürriyet beni. Akıldışı bir hürriyete benziyor. Yemeği üstüne dökme hürriyeti de var mı?
Sonuna kadar var. İstersen saatlerce de yıkanabilirsin. Ayrıca kimse beklemez banyonun kapısında yıkanman bitsin diye.
Çok sevindim: anladığıma göre babam yok aranızda. Dinlenme saatlerine de karışılmıyor değil mi? Böyle işlerle uğraşan yoktur. Hürriyet tarifiniz nasıl? Sizin de hürriyetiniz, başkalarının hürriyetinin başladığı yerde mi bitiyor?
Hayır, yok böyle bir şey. Herkes, başkalarını rahatsız etmekte de hürdür.
Bana başka türlü bir hürriyet öğretmişlerdi.
Hürriyetin öğretilebileceğini sanmıyoruz.
Ellerimi de yeni gömülmüş bir adamdan aldılar;bu ölünün kim olduğunu bir türlü anlayamadık.Ellerimdeki belirtilere bakarak da bir sonuca varamadık.Bir ressam mıydı? Yoksa yazar mıydı?Kadınları okşamasını biliyor muydu acaba?Belki bu ölü de bir sporcuydu.Fakat bunlardan hiçbirini iyi yapamadığını biliyorum.Bana kalırsa bu zavallı da,benim gibi ,birçok insanın üstüste yamanmasından meydana gelmişti.
"Bazı iç organlarımın da mezbahadan alındığı hakkında sinsi söylentiler dolaşıyor doktor.Biraz obur olduğumu söylerler de."
Elini göğsüne koydu:
"Biliyorum doktor,en çok merak ettiğin organdır kalbim.Onun bana ait olduğunu söylüyorlar doktor.İşte buna dayanamıyorum.
Ayrıca,bu kadar çok parça içinde artık 'Ben' diye bir şey söz konusu olabilir mi?Hepsi dışarıdan alınmadı mı bunların?Peki o halde ben kimim?Hangi parçamın esiriyim?
Kalbimin esiri.Ha-ha."