Yemeğimi bitiremedim.Oysa annem,yemeğimi sonuna kadar yemeye alıştırmıştı beni.Doğru dürüst bir şey öğretmedi zaten.Göstererek de örnek olmadı.Ben de öğrenemedim.Erkekler gibi tükürmesini,sigara içmesini,havluya yüzümü silmesini,eşyayı tutmasını bilmiyorum daha;cüzdanımdan para çıkarmasını beceremiyorum.Ne işim var bu dünyada benim?
Tabağımı uzatışım bile başkalarına benzemiyor.Oysa ne kadar çalıştım tabağıma bakmadan tabağımı uzatmaya.Annem de yerli yersiz şımarttı beni:Başka türlü oluşumu yanlış yorumladı.Onun oğlu kimselere benzemezmiş.Çok duyduk bu sözleri başka annelerden de.
En kötüsü,hayır demeyi öğrenemedim.Yemeğe kal,dediler:kaldım.Oysa,kalınmaz.Onlar biraz ısrar ederler;sen biraz nazlanırsın.Sonunda kalkıp gidilir.Her söylenileni ciddiye almak yok mu,şu sözünün eri olmak yok mu ;bitirdi,yıktı beni.
Ülkemiz büyük bir oyun yeridir.Her sabah uyanınca,biraz isteksiz de olsak,hepimiz sahnenin bir yerinde,bizi çevreleyen büyük ve uzak dünyanın bir benzerini kurmak için toplanırız.Küçük topluluklar olarak,birbirimizden bağımsız davranarak ve birbirimizi seyrederek günlük oyunlarımıza başlarız.Ben,Hikmet VI,zamanında-yani Hikmet I olduğum sıralarda-bu oyunu ciddiye almış ve bütün oyunları heyecanla seyretmiştim.Sonunda,kendi oyunumu,bütün bu oyunların dışında ve gerçek olarak yaşamağa karar verdim.İnsanlarımız,aynı piyesi yıllardır aynı biçimde oynamanın yorgunluğu ve gerçeğe bir türlü benzetememenin bezginliği içindeyken ben,bizlere bugüne kadar hiç yararı dokunmamış olan aklın-daha doğrusu,akıl olduğunu sandığımız akıl taklidinin-zincirlerinden kurtularak,bütün ülkeleri ve onların gerçek kişilerini içine alan büyük oyunun heyecanı içinde bulunuyorum.