Kendisini anlatırken, diplomalara, evlere, kariyere, giyim
kuşama, telefon modellerine, araba markalarına atıflarda bulunur insan. Yüzlerce etiketleri varlığını şekillendirmeye çalışır. Koleksiyonlarını, gittiği ülkeleri, aldığı diplomaları, maaşını, evini, arabasını, bahçesini, eşsiz yeteneklerini etrafına anlatarak benliğini ortaya koymaya çabalar. Oysa kişinin özünde ne olduğu ancak ona sonradan yapıştırılmış olan etiketler atıldıktan sonra belli olur. Kartvizitini, diplomasını, bankadaki parasını, hangi sülaleye mensup olduğu yada hangi milletten olduğunu bir kenara bırakınca, geriye ne kalıyorsa kişi işte odur.
…
Çölün en kuru olduğu yerde iki gömüt var. Oraya dikilmiş bir taşta şunlar yazılıdır; Bir zamanlar varsıl bir tacir, susuzluktan kıvranırken, kervandaki birinden on bin altın karşılığında bir tas su alır. Birkaç adım attıktan sonra alıcı da satıcı da susuzluktan ölür. Yalnızca Tanrı’nın dediği olur!