“Benim için bu bunak Türk Şeyhinin, İstanbul’daki İngiliz subayından farkı nedir? Her ikisinin ruhu ile benim ruhum arasındaki uçurum aynı derecede derin ve karanlıktır. Bu da onun gibi beni kamçı ile dövecek ya da etimi bir zindan da çürütmekten zevk duyacak.”
"Anadolu halkının bir ruhu vardı; nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı; işletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin! Ne ektin ki, ne biçeceksin?..”
Mai ve Siyah romanı, mavi bir gecede bârân-ı elmasla (elmas yağmuruyla) başlar, siyah bir gecede bârân-ı dürr-i siyahla (siyah inci yağmuruyla) son bulur.