"Erkeklik" dayanılması güç bir şey karşısında çöküp gitmek değildi. Bir çözüm bulmak, uzlaşmaya varmak, hayatın dayatması karşısında “sonuçlar çıkarmak”, gerekirse kendimizi küçük düşürmekdan korkmadan, yaralarımızı ortaya koymak, herkese göstermek belki daha erkekçe bir davranıştı. Belki erkeklerin egemen olduğu bir kulübün kuralları başka türlü de, ama olması gereken buydu.
Aslında muhtemelen kötü olmak biraz zordur ama bir insan küçük düşürüleceği beklentisi ile bir işi ezbere yapmaya başlarsa, umudun gizli tuzaklarından sıyrılıp bütün enerjisini acımasız bir asalak olmaya yönlendirebilir.
Aslında Haruki Murakami eserleri hakkında yazmak ile yazmamak gelgitlerini yaşıyorum. Yazmak istiyorum çünkü herkesin onun derinliğini ,geçişlerini dolayısıyla bilinçaltına nasıl kürek salladığını bilsin istiyorum. Bir yandan da onu yazmayı çok yerli ve yeterli görmüyorum. Ve her zaman söylediğim şey, herkes her kitabı okumamalı ya da belli yaşlarda belli aralıklarla okumalı ki derinliğini kavramalı. Murakami’nin birçok eserinde tekrar eden düzenli imgeler var ki bu imgeler kendi yaşamından akıp eserlerinde hayat bulmuş gibi. Kediler, aile ilişkileri, yalnızlık, kimlik arayışları, bilinçaltı imgeleri(koyunadam gibi) Bana göre o bir dahi duygularımı çok yoğun yaşadığımdan değil hayır 600 sayfa eser tüm yoğunluğuyla hem gerilim hem aksiyon hem drama hem romantizm hem sosyal ve psikolojik çıkarımlar barındırıp aynı zamanda hem dönem kitabı olup aynı zamanda postmodernizmin, sürrealizmin kapılarını açıyorsa kurgusu böylesi sağlamsa okunmalı. Bu eserde ben gerçeklikle hayalin arasında gidip geldim gerildim polisiye okur gibi sonunu merak ettim. Son anda ters köşe yapmasına bayıldım. Ve evet kısa sürede bitirebilirdim ama inanın istemedim çünkü öyle tadılası. Bu kitap nezdinde Haruki Murakami eserleri hepsi enfes hepsi lokum okuyup okutturalım.