Yüzümün yansısı bu. Yapacak işimin olmadığı günlerde onu seyreder dururum. Gördüğüm bu yüzden hiçbir şey anlamıyorum. Başkalarının yüzleri anlam taşıyor. Benimki öyle değil. Güzel mi yoksa çirkin mi, bunu bile söyleyemem. Çirkin galiba çünkü böyle demişlerdi. Bana dokunan bu değil. Yüzüme böyle nitelikler atfedilmesine şaşırıyorum aslında. Bir toprak parçasına yahut bir kayaya güzel ya da çirkin demek gibi bir şey bu.
Pipom, pırıltılı görünümüyle insanın gözünü alan altın suyuyla kaplanmış ama bakmaya devam ettiğiniz taktirde cila eriyip gider ve geriye, bir odun parçasının üzerindeki donuk izlerden başka birşey kalmaz. Herşey böyle, evet her şey, ellerim bile.
Ruhun güdü gücü bilgi arzusu değil, başlangıçta ruhsal öncesi olarak belirlenmiş, sonra da gerekli olduğunda bilince yargı ya da fantezi şeklinde gelişen, belirgin bir aşağılık ve belirsizlik duygusudur.
Her şey, belirli bir anda bize gerekli olan ve bireysel amaçlarımıza yaklaşmamıza olanak vereceğini beklediğimiz öz-algının içine akar. Yaşanan zevk ve acının derecesi beklenen bir amacının gerçekleştirilmesi için yeterlidir. Aslında, bunun bizi ona ittiği söylenebilir.
Sevgi, her genel kıstas ve kuralın geçerliliğini kaybetmesi anlamına gelir, aynı dinsel inançlardaki gibi, tarih içerisinde sürekli olarak sistemleştirilse de özü itibariyle hiçbir geleneksel kurala boyun eğlemeyen bireysel bir deneyimdir.