Bir adam görüyorum karanlıkta
Elinde bir kutu ona bakıyor
Kutunun içinde bir balerin
Müzik eşliğinde çıkıyor
Adamda belli belirsiz
Bir gülümseme
Derin bir nefes alıyor
Kutuyu yere koyup
Ayağa kalkıyor
Üstünde durduğu köprü
Sanki bir an kayıyor
Tutunduğu korkuluk
Elinde sallanıyor
Altında akan dere
Bir an devasa oluyor
Zihni düşüncelerle
Boşlukta yitiyor
Ellerimden bir anda
Yok oluyor
Az önce baktığı su
O an onun mezarı oluyor...
Mısra Fındıklı
Ben kimim
Senin gözünde masum
Kimsesiz yapayalnız
Çaresiz bir kız
Annemin gözünde
Sessiz bir köle
Babamın gözünde
Savurgan bir makine
Ben kimim harbiden
Arkadaşlarımın gözlerinde
Rahat, çılgın, bir deli
Kardeşimin gözünde
Gergin, stresli biri
Çevresine göreyse
İşe yaramazın teki
Bütün bu sıfatlat bir kenara
Ben kimim gerçekten
Kime sorsam farklı cevap
Kimi tanısam
Farklı bir kişilik gösteriyorken
Soruyorum kendime
Ben kimin aslında
Kendine sıfatlar arayan
Yalnız, kimsesiz, sıradan biri
Ayakta kalmaya çalışan
Kör seslere sığınan
Issızlığın kalabalığını arayan
Kendini gösterme
Çabasından sıyrılmış
Kimsesiz, yalnız bir Bedevi
Arar bir Divane’de kendini
Kalbi umutla bekler
Yalnızlıktan kurtulmayı
Ama bilmez
Divane bencildir
Saklar seni kendine
Kör eder hislerini
Unutur bildiklerini Bedevi
Yalnız kalmamak uğruna
Susturur özgürlüğünü
Kanır her söze
Derken bir an
İçinde bir şey kopar
Kalbi sorar aklına:
“Sevdiğim bu mu?”
Yıkar, döker içini
Karartır seni kendine benzetir
“Aklım,” dersin,
“Ne edeyim şimdi?”
Ve akıl konuşur sonunda:
“Ey Bedevi,
Kapıldın bir Divane’ye
Görmedin zincirlerini
Nasıl oyuncak etti seni”
Kalp susmaz bu kez:
“Haklıydın… ben kördüm
Onu sevgi sandım
Bir yoldaş ararken”
Ve Bedevi seslenir: